Nasıl Yaşamalıya Cevap Ararken, Nasıl Yaşamamalıyı Esas Aldım

0

Önder APO

Gerçekten bir gelişme var mı? Çok derinden, samimi cevaplarınızı isteyelim.

Düzen okulundan vazgeçip, bizim okulumuzun büyük tutkulu, bir öğrencisi olmayı gerçekten yaşıyor musunuz? Temelden bağlandığınız bazı değerler var mı? Ne gelişiyor sizde, onları öğrenmek istiyorum. İlginiz nereye doğru gelişiyor? Hiç lafazanlığa başvurmadan, kendini kandırmadan bazı cevapları geliştirmelisiniz. Çok çürük olduğunuz anlaşılıyor. Büyük bir doğruya gelme yeteneğini açığa çıkaramıyor musunuz? Umut çok mu zayıf? Sade olmayı, çok mu gurunuza yediremiyorsunuz. Doğal bir insan olma, biraz anlaşılabilmeli, halkına göre, ülkesine göre bir ağız olma, bir dil olma çok mu zor geliyor halen size? Düşmanın söylemini ne zaman bırakacaksınız? Bir fark gelişiyor mu? En önemlisi; kendimizi yaratabilecek miyiz? Bu konuda şans görülüyor mu, şans yakalanıyor mu? Yeni insan olmayı gerçekten istiyor musunuz?

Size hiç zoraki devrimcilik yapmak istemiyorum. Emir gereği, bürokrasi gereği, kesinlikle sizinle yol almak istemiyorum. Hele hatır, gurur, onur gereği de, -anladığınız anlamda- yine şimdiye kadar belki oldu ama, bundan sonra kabul etmek istemiyorum. Çaresizlikten ötürü de sizinle olmak istemiyoruz. Bütün bunları aşalım diyorum. Ne kadar ihtiyarlamışsınız, acaba farkında mısınız? Halinize bakıp da üzülmemek elde mi? Ne zaman yaşadınız ki ne zaman büyüdünüz, yaşlandınız. Büyük bir talihsizlik. Kimler size söyledi; büyüdünüz, kimler size söyledi; yaşadınız. Acaba bunları sorguluyor musunuz?

Oldum olası “nasıl yaşamalı”ya ben cevap ararken, en çok “nasıl yaşamamalı”yı esas aldım. Şimdiye kadar yaşam bir yerde, “nasıl yaşamalı” idi. Nasıl yaşamalı’yı görünce, büyük bir özgür düşünce, özgür irade imkanını yaratmaya çalıştım. Ama o kadar gözükara, o kadar bencil, o kadar çirkin, o kadar hesapsız, plansız o kadar alıştırılmış bir tarzınız var ki; bırakalım ‘nasıl yaşamamalı’ya cevap olmak, daha da kötüsü. Sınırlı bir ilgi görmek, sizin için asla sorulmaması gereken sorular oluyor. “Kaderdir olmuş bitmiştir” deyip bol bol ağlarsınız, sahtecikten kendinizi kandırıp yaşadığınızı sanırsınız.

Şaşkınım gerçekleriniz karşısında. Ben yaşamın düzeltilmesi gerektiğine kesinlikle inananlardanım. Yaşamın benim için her zaman büyüleyici bir ifadesi vardır. Bırakalım kendim için bir şeyler yaşamaya da, benle olmaz tabii, toplumla olacağı çok açık. Yaşayacağım desem, bu herhalde kendini en büyük kandırma olurdu. Ama gücüm kime yetiyordu? Tanıdığımdan beri gücümün yetebileceği veya birlikte olabileceğimiz insanlarla olmaya, büyük özen gösterdik. Özgür insanlarla olmaya!

Yitirdiklerinizi bilmek zorundasınız, kaybettiklerinizi bilmek zorundasınız. Mutlaka yüceltilmesi gereken değerler karşısında bu duyarsızlığınızı, bu yüreksizliğinizi, bu vicdansızlığınızı anlayabilmek ve öyle bir sorununuzun olduğunu artık yavaş yavaş gündeme, kişiliğinize sormak durumundasınız. Kabul edilmiyorsunuz! Bunu ben kendim size yakıştırmıyorum. Dünyada en alay edilen insanlar ülkesindesiniz, dünyada hiçe sayılan bir halkın içindesiniz. Bunlar eğer yüreğinize bir şeyler hissettirmiyorsa, sizi nasıl dövmek gerekir? Söylüyorum; sizi nasıl öldürmek gerekir? Sizi nasıl mezara koymak gerekir? Acaba üzerinizi demirle kapatıp lehimlemek mi gerekiyor diyorum bazen. Siz nasıl yaşadığınızı sanabilirsiniz? Kendinize bazı soruları hiç sormayacaksınız. Mutlaka sormanız gereken sorular var ve cevabını vermeden sizi affetmek yok. Korkmayın! Anladık yani geldiğiniz yöreler, kurumlar fırsat vermedi size. Ben burda fırsat veriyorum. Gerekirse saatlerce ağlayın, kahkahalarla gülün ama, hiç olmazsa özgürlüğe bir niyetinizin olduğunu anlayalım. İnsanlar böyle kendini sık boğaz eder mi? Böyle yırtık pırtık şeylere bu kadar kendisini gömer mi? Bu kadar zavallılaşır mı?

Yunanlı filozofun sözünü hemen anlamak gerekir. Onlar ki; insanlığa biçim veren temeldirler. Daha sonra peygamberler de gelir. Zaten birbirini etkilemişlerdir. “Önce kendini tanı” der. İçinizde kendini fazla tanıyan yok. Deliler kendini tanıyabilir mi? Ancak akıl gücü gelişenlerin kendini tanıma imkanı, ihtimali vardır. Kendini iyi tanıyanlar böyle savaşa, böyle yaşama gelirler mi? Uydur uydur söyle, uydur uydur yaşa. İstediğin kadar kendini kandır. Yaşam ondan ibarettir. Hatta şunu demeye getiriyorsunuz; “üzerinde konuşulmaya değmez nesneleriz” “Üzerinde düşünce üretmek, duygu üretmek, pratik üretmek gerekmez insanlarız.” Şimdi bunu çok iyi anlıyorum. Birileri bir keçi kadar layık gördüyse bizi; bir işe veya bir işte bir yere koymaya, bir biçimde kullanmaya, buna şükür ederiz aslında. Bizim değerimiz bu kadar. Düşman ne diyor bu konuda; “öldürmeye değmeyecek kadar bitmişlerdir, yaşanası durumları ancak, ekonomik verimlilik ölçülerine göre, dağlarda zozanlarda ne kadar keçi, sürü gerekiyorsa, o gözle değerlendirilebilinir.” Budur kıymet-i harbiyeniz. Kesinlikle bunu gözardı edemezsiniz. Ha! varsa içinde bazılarının yükselme hırsları; dört dörtlük bizim egemen politikamıza kraldan daha çok kralcı bir tavırla uyum gösterdiği zaman, başımıza kadar geçiririz. Ama dikkat edin! Kraldan daha çok kralcı! Hikaye bu kadardır.

Şaştığım nokta, yaşamaya tehlikeli bir biçimde cürret etmenizdir. Çok sinirliyim aslında. Teorimi bu sinirlilik altında oluşturmak istemiyorum. Fakat fazlasına yer vermiyorsunuz. Derinden akıllı bir öğrenci, hatta bir dost bile olmaya mecal gösteremiyorsunuz. Bu halkın sözümona çocukları, dünyanın her tarafına neden bu kadar dağılıyorlar? Dikkat ederseniz, hepsi ülkesiz ve örgütsüzdür. Hiç kendinize mesele yapmıyor musunuz? Örgütlenmeyi tartışıyorum sizlerle ama şimdi bırakalım örgütlenme gibi çok hayati bir konuya, müthiş bir kaçış kişiliği halindesiniz.

Aslında sizin konuşmanız gerekiyor. Ben habire soru soruyorum. Cevap vermekte ustasınız. Ama kendi yalanlarınızı, çok tatlı dille birbirinize anlatmaya geldi mi bayılıyorsunuz. Benim sorularıma cevap vermek daha önemlidir. Yıllardır size hizmet etmeye çalışıyorum. Sadece sorularıma cevap! Başka bir şey istemiyorum. Birbirinizin o bayıldığınız kadar, bana da biraz ilgi. Sorularıma can-ı gönülden yaklaşabilmeniz veya karşı da olabilirsiniz, cevap illahi benim dediğim gibi olmayabilir. Her istediğiniz tarzda yaşam mümkün olsaydı, size gerçekten hiç bir soru sormaya hakkım olmazdı. Ama yapamıyorsunuz, yaşayamıyorsunuz. Hiçbiriniz sokağa atılmayı kabul edebilir misiniz? Yaşayacak gözünüz var mı? Kaçıştan başka, ihanetten başka yol düşünebiliyor musunuz?

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.