15 Şubat 1999 – Güneşe Hasret 23 Yıl/ 1’İnci Bölüm

0

Nucan Serdoz

15 Şubat Komplosu Direnen Kürde Karşı Yapılmıştır

Devrimci Önderler, toplumların yeniden ayağı kalkamasını için bir umuttur. Bu yüzden kapitalist sistem tüm karanlığını ile  halkların umudunu karartmak için bu umudu hedef alır. Devrimci önderler her zaman sistem tarafından hedef alınmıştır, bir şekilde teslim alınmak ve katledilmek istenmiştir. Çoğu zaman, zindana attıkları devrimci liderler ile halklarının arasındaki bağ zayıflamamış aksine daha de güçlenmiştir.

Önder APO ise, Kürt halkını tarihin karanlık sayfalarından çıkararak yeniden maviye boyamaya niyetlenmiş, Kürt halkının diriliş, direniş ve umut Önderidir. Halkının önderi, umudu ve kapitalist hegemon düzenin hedefi haline gelmiştir. 15 Şubat 1999’da gerçekleşen komplonun başlangıcı, 6 Mayıs 1996’ya kadar dayanmaktadır.

İLK SUİKAST

Önder Apo’ya yönelik ilk ciddi suikast girişimi, PKK’nin 27 Kasım 1978’deki kuruluşundan öncesine denk gelir. 18 Mayıs 1978 günü Hilvan’daki öncü kadrolarından Halil Çavgun’un katledilmesi sonrası başlatılacak direnişi örgütlemek için Riha’ya  giden Önder Apo, Hilvan’dan Hoşin’e doğru sarı bir otomobille yol alırken saldırıya uğradı. Aracı taranan Önder Apo şans eseri yara almadan bu saldırıdan kurtuldu. Ortadoğu’da kaldığı 20 yıl boyunca da birçok saldırının hedefi haline geldi.


 

ATEŞKES SÜRECİ VE 6 MAYIS

1993’deki başarısız birinci ateşkes sürecinden ve Kürdistan’da yoğun geçen iki savaş yılının ardından 1995’in sonlarında Türk devlet yetkilileri, bazı aracılar yoluyla Önder Apo’dan ateşkes talep etti. Türkiye, 24 Aralık günü yapılacak genel seçimlere hazırlanırken Çiller, Yılmaz, Ecevit ve Erbakan’ın başının çektiği Türk siyaseti, tarihinin en karmaşık günlerini yaşıyordu. Önder Apo yeni bir sürecin önünü açmak için 15 Aralık 1995 günü MED TV’ye bağlanarak ateşkes ilan etti.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yapılan seçimlerin ardından 1996’nın ilk günlerinde Ankara rejiminin ateşkes ilanına yanıtı bir katliamla olacaktı. 16 Ocak 1996 günü Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde bir minibüs önce tarandı, ardından da yakıldı. 11 Kürt’ün katledildiği bu olaydan hemen sonra açıklama yapan Türk Genelkurmayı, olayı PKK’ye yıkmaya çalıştı. İşgalci Türk devletinin Kürdistan’daki ölüm makinesi JİTEM’in bu olayın faali olduğu gerçeği ise kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Buna rağmen PKK tarafı ateşkesi sürdürmekten yana tavır aldı.

İşgalci Türk devletinin ateşkese yanıtı şüphesiz bununla da sınırlı kalmayacaktı, bir yandan 1996 kışında Kürdistan’da savaş tırmanırken, Önder Apo’nun şehit edilmesi için de kontrgerilla birimleri hareket geçirildi. Bahar ayının ilk günlerinde o dönem Şam’da bulunan Önder Apo’ya suikast için MİT’in “Operasyon Daire Başkanı” Mehmet Eymür’e talimat verildi.

MİT’in hazırladığı plan İçişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından da onaylandı. Örtülü ödenekten 25 milyon dolar para ayrılan plana “Mercedes Operasyonu” adı verildi. Çünkü plana göre bomba yüklü Mercedes markalı bir araç Kürt Halk Önderi’nin kaldığı tahmin edilen evin önüne götürülerek patlatılacaktı. Bunun için Eymür, JİTEM’in tetikçilerinden Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ı görevlendirdi.

MİT ve JİTEM’e bağlı birimlerin yerel işbirlikçiler ve PKK’den kaçan itirafçılarla suikast hazırlığı yaptığı günlerde Ankara’da da yoğun bir diplomasi trafiği vardı.

27 Mart 1996’da başlayan Demirel’in üç günlük ABD temaslarında en önemli konu PKK ile mücadeleydi. Yunanistan ile “Kardak krizi” yaşayan Türk devleti, Atina ile gerginliğini bitirmesinin şartı olarak ABD Başkanı Bill Clinton’dan PKK ile yürütülen mücadelede daha fazla destek talep ediyordu.

Önder Apo, yıllar sonra İmralı’da kaleme aldığı savunmalarında, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile ABD Başkanı Bill Clinton’un 9 Nisan 1996 günü yaptığı görüşmeye dikkat çekerek, kendisinin tasfiyesi için Simitis’in ABD ile işbirliğini kabul ettiğini yazacaktı.

Aynı şekilde o günlerde Türkiye ve İsrail arasında da tarihi bir yakınlaşma söz konusuydu. Ankara rejimi, Mısır gibi yakın dostu olan Arap ülkeleri karşısına alma pahasına İsrail ile “askeri iş birliği ve eğitimi anlaşması” imzaladı. Ankara, bunun için de anlaşmaya sessiz kalması için özellikle Mısır’ı ikna etme çabasına girerken, iki ülkenin görüşmelerinde konu dönüp dolaşıp Türk devletinin Suriye ile yaşadığı krize geldi. 2 Mayıs 1996’da Ankara’ya giden Mısır Dışişleri Bakanı Amir Musa “Türkiye-Suriye arasındaki sorunlarını masa başında çözmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi. Mısır’ın Ankara-Şam arasında müzakereyi işaret ederek verdiği mesaj, aslında birkaç gün sonra Şam’da yaşanacakların habercisiydi. (Hüsnü Mübarek’in başında olduğu Mısır yönetimi, 9 Ekim 1998’e giden komplo sürecinde de benzer bir rol oynayacaktı)

Şam’da uzun bir süre bombalı saldırı için hazırlık yapan Türk devletinin suikast timi, 6 Mayıs 1996 sabahı harekete geçti. Bu günün seçilmesi şüphesiz tesadüf değildi. Türkiye devrim hareketinin liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972’de idam edilmişlerdi.

Önder Apo, gidip sık sık ders verdiği Parti Merkez Okulu’nun yakınlarına park edilen 1 ton C4 yüklü araç, saat 10.17 sıralarında patlatıldı. 4. Ulusal Konferans’tan dolayı PKK yönetiminin neredeyse önemli kesiminin akademide bulunduğu sırada havaya uçurulan bombanın şiddetli sesi Şam’ın her yerinde duyulurken, şans eseri Önder Apo ve PKK’li militanlar saldırıdan sağ olarak kurtuldu.

Bu saldırı girişimi ile birlikte de 15 Şubat Komplosunun ilk startı verilmiş oldu. Daha sonrasında, Yunanistan, Amerika, İngiltere, İtalya, Almanya, Türkiye ve daha bir çok kapitalist-hegomonik gücün özgürlük hareketi ve Önder APO üzerinde, komplo planları devam edecekti. Devamından Önder APO’nun Suriye’den çıkarılması ve Türkiye’ye getirilmesi gelecekti.

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.