15 Şubat 1999 – Güneşe Hasret 23 Yıl/ 3’üncü Bölüm

0

Nucan Serdoz

Osmanlı’nın dağılma süreçlerinde Kürtlerde de hareketlilik yaşanır. 19. yy sonralarından itibaren ilkel Kürt milliyetçiliği birçok dernek ve gazete kurarak bazı Kürt reformlarının peşinden koşar. Bu oluşumlar Osmanlı’nın yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde de varlıklarını sürdürmek isterler. Kürt aydınlarının Cibranlı Halit önderliğinde 1923’te kurdukları Azadi Cemiyeti taraftar bulmak ve toplum üzerinde söz sahibi olmak için Kürdistan’da toplumun ileri gelenleriyle de görüşmektedir. Bunlardan birisi de toplum içerisindeki otoritesi ve varlıklı oluşu nedeniyle Şeyh Sait’tir. Ama kısa bir süre sonra Xalit Cibranlı ve diğer bazı cemiyet yöneticilerinin yakalanması sonrası yeni bir cemiyet yönetimi seçilir. Yeni seçilen yönetimde Şeyh Sait cemiyetin başkanı olur.

Cemiyet yöneticilerinin yakalanması aslında Şeyh Sait ve Kürt ileri gelenlerini hazırlıksız yakalamıştı. Kürtler içerisindeki hareketliliği fark eden devlet de harekete geçmişti. Artık zaman daralmaktadır. Bir an önce Kürtlerin birlik oluşturmaları gerekmektedir. Birlik için de Şeyh Sait ve arkadaşları ulaşabildikleri aşiret ileri gelenleriyle görüşme çabası içerisine girerler. 5 Şubat 1925’de Hani’den çıkan Şeyh Sait Piran’a (Dicle) gelerek kardeşi Abdurrahim’in misafiri olur.

Şeyh Sait kardeşinin evindeyken bir üsteğmen ile birlikte gelen on beş civarındaki Jandarma evde bulanan birkaç kişiyi “aranıyor” gerekçesiyle tutuklamak ister. Şeyh Sait, üsteğmene yaptıklarının doğru olmadığını ve kendileri gittikten sonra istedikleri kişileri gözaltına alabileceklerini söyler. Askerler ısrar edince Şeyh Sait “bu kadar insan toplanmış, bir olay çıkarsa önünü alamazsınız, biz gidelim ondan sonra hangi evdeyse yakalarsınız. Yoksa bize de hükümete de felaket olur” der. Askerler dediğinden ısrar edince kalabalık grup ile askerler arasında çatışma yaşanır. Askerlerden ikisi öldürülür ve diğerleri de rehin alınır.  Bunun üzerine Şeyh Sait teğmenin yanına giderek neden öyle yaptıklarını sorunca teğmen de “biz görevimizi yaptık. Amaç burada bir patlağın olmasıydı, siz devlete baş kaldırdınız, bizi vurdunuz” diye cevap verir. Teğmenin bu cevabı aslında oraya giden o askeri birliğin amacını da ortaya koymaktadır. Provokasyon amacına ulaşmıştı.

Yaşanan bu olay üzerine Ankara’ya haber veren askerler Kürtlerin isyan başlattıklarını bildirirler. Diğer yandan Şeyh Sait isyana hazırlıksız olduklarının da farkındadır. Takvim 15 Şubat 1925’i gösterdiğinde tarihe Şeyh Sait isyanı olarak geçecek olan isyan bir komplo sonucu başlamış olacaktı.

Uluslararası güçlerin de içinde bulunduğu komplo başarıya ulaşmış ve beyaz Türk ulusçuluğu hem Türklere hem de Kürtlere karşı katı bir diktatörlük içine girdi. Hedef olarak Kürtler seçilmiş, isyan provoke edilmiş ve sonuçta soykırımlara varan yöntemlerle Kürtler sistemden tasfiye edilmiş, yok hükmünde sayılmıştır. Ankara merkezli gelişen komployu Önder Apo şöyle ifadelendiriyor: “M. Kemal ekibinden (isyancı beş generalden oluşan ekip) dört general çeşitli oyunlarla iktidarın elit grubundan dışlanmış, tek bırakılan M. Kemal Kürtlerle karşı karşıya getirilmiş (M. Kemal’in ekibinden en yakın arkadaşı Fethi Okyar “Ben elimi Kürt katliamına bulaştırmam” dediği için başbakanlıktan istifa ettirilmiş), aynı oyunun bir parçası İzmir Suikastına taşırılmış, böylelikle M. Kemal sembolik bir kişilik durumuna indirgenmiştir. Aynı oyunlar Sol ve İslamî güçlerin tasfiyesinde de oynanmıştır. Burada görünüşte belirleyici iki güç Başbakan İsmet İnönü ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’tır. Fakat onların da arkasında yeni rejimi asıl olarak üreten, oluşturan ve sürdüren dönemin İngiliz hegemonyası ve bünyesindeki sermaye grupları vardır. Bu sermaye gruplarından biri olan Yahudi sermayesi (tümü değil) Yahudiler için yurt peşindedir. Filistin’de Yahudi yurdunun inşa edilmesi için önce Abdülhamit kullanılmaya çalışılmış, tam istendiği gibi davranmadığı için 9 Mart karşı darbesi (provokasyonu) bahane edilerek Abdülhamit devrilmiş, Birinci Dünya Savaşı’na girilmiş, savaş koşullarının oluşturduğu fırsatlar temelinde Ermeni soykırımı gerçekleştirilmiş, Ulusal Kurtuluş Savaşına müdahale edilmiş, pratik öncülük sağlanmış, geriye kalan Rum kökenli Hıristiyanlar tasfiye edilmiş, savaş sırasında ve sonrasında Sol ve İslamcı müttefiklerin yanı sıra stratejik müttefik olan Kürtlerin tasfiye edilmeleriyle komplo 1925’te zafere ulaşmıştır.”

Şeyh Sait isyanının dönemin Türk devleti tarafından bastırılarak, komplo sonucu etkisiz hale getirilmesinde İngiltere, Fransa gibi devletlerin parmağı varken, 15 Şubat 1999’da Önder Apo şahsında Kürt halkına yönelik geliştirilen komplonun içinde de bir çok dış devletin parmağı vardır.

129 gün süren uluslararası komplo günlerinin 66’sı Roma’da, 37’si Moskova’da, 13’ü Nairobi’de, 8’i Bişkek’te ve 5’i de Atina’da geçti, ancak Önder Apo’nun kaçırılıp esir düşürülmesinde 14 başkent rol oynadı.

Önder Apo 9 Ekim günü  Suriye’den çıktıktan sonra yaşananlar ise şöyle;

Önder Apo uluslararası komplocu güçlerin baskıları sonucu 9 Ekim 1998’de Suriye’den ayrılarak, Yunanistan’a geçti. Ancak Yunanistan, Öcalan’ın ülkede kalmasını kabul etmedi.

Bu durumun nedeni daha sonra yazılıp çizilenlerle daha iyi anlaşıldı. Yunan Ulusal İstihbarat Örgütü’nden Savvas Kalenderidis, 21 Mayıs 2013’te Kürt gazeteci Noraldin Waisy’ye verdiği röportajda, NATO’nun süreçteki rolüne dair bazı ipuçları veriyordu. Kalenderidis, havaalanında ismini vermediği istihbarat şefinin Öcalan’a, “Yunanistan’ın NATO’ya üye ülke olarak kendisini ülkesinde barındıramayacağını” söylediğini aktararak, sürecin NATO tarafından işletildiğine işaret etti.

Önder Apo Yunanistan’ın ülkede kalmasını kabul etmemesi üzerine Duma’nın davetiyle 10 Ekim’de Rusya’nın başkenti Moskova’ya doğru yola çıktı. Önder Apo, Rus güvenlik elemanları ve Rus politikacı ve Duma Meclisi eski Başkan Yardımcısı Vladimir Jirinovski karşıladı. Burada “siyasi iltica” başvurusunda bulunan Önder Apo’ya, bu hak tanınmadı. Rusya, Türkiye’nin ekonomik pazarlıklar üzerinden yaptığı girişimler üzerine Önder Apo’nun ülkeden ayrılması için baskı kurmaya başladı. Önder Apo bunun üzerine 12 Kasım’da yönünü İtalya’ya çevirdi. İtalya’da Solcu Demokrat Parti’den, yönetim ortağı Komünist Parti’nin girişimleriyle ilk başlarda olumlu bir tavır aldı. Yönetimine karşı hem ekonomik hem de siyasi baskı başladı.


Dönemin ABD Başkanı Clinton, 24 Kasım 1998’de telefonla aradığı İtalya Başbakanı’nı, “Tarihi bir hatadan kaçının” şeklinde tehdit etti.

Önder Apo, 66 gün sonra İtalya Başbakanlığı tarafından tahsis edilen bir uçakla 16 Ocak 1999’da yeniden Rusya’ya gönderildi. Önder Apo, Rusya’ya geldiğinin ertesi günü, Rusya Başbakanı Primakov’un “Hükümetimiz, sizin burada kalmanıza müsaade etmiyor. Gerekçesiz sizin üç gün içerisinde Rusya’yı terk etmeniz gerekiyor, ama gideceğiniz yeri biz belirleyeceğiz” mesajı iletildi.

Önder Apo, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın Moskova ziyareti öncesi 20 Ocak’ta zorla bindirildiği bir kargo uçağıyla Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e kaçırıldı. Önder Apo, 8 gün boyunca buradaki bir köy evinde tutularak, dünyayla bağlantısı kesildi. Takvim yaprakları 29 Ocak’ı gösterdiğinde Önder Apo, Atina’ya geri getirildi. Önder Apo, burada yazar Vula Damyanaku’nun evine götürüldü. Önder Apo’nun Yunanistan’a geleceğinden haberdar olan ancak nerede kaldığından haberdar olmayan Yunan Gizli Servisi EYP’nin Başkanı Haralambos Stavrakakis, yardımcısı Savvas Kalenteridis’ten Önder Apo’nun yerinin tespit edilmesini istedi. Bunun üzerine Önder Apo ile yakın ilişkileri bulunan Emekli Amiral Antonis’in evi basıldı.

Dışişleri Bakanı Teodoros Pangalos Paksakis, 30 Ocak’ta görüştüğü Naksakis üzerinden Önder Apo’ya, “Ülkemize hoş geldiniz. Sizinle görüşmek istiyoruz. Hukuki anlamda gereken işlemler yapılacaktır. Farklı bir yaklaşım olmayacak. Bu açıdan sizin durumunuzu somut olarak tartışmak istiyoruz. Bizzat kendim bu görüşmeye katılacağım” mesajı gönderdi.

Naksakis’le beraber görüşme yerine giden Önder Apo, Dışişleri Bakanı Pangalos ile görüşmeyi umut ederken, istihbaratçılar Stavrakakis ve Kalenderidis ile karşılaştı. Stavrakakis, burada Önder Apo’yu  “Sana sabah saat 4’e kadar süre tanıyoruz. Aksi halde bildiğimizi zorla yaparız” şeklinde tehdit etti.

Yunan hükümeti tarafından sınır dışı edileceğini anlayan Önder Apo, Hollanda’ya gitme önerisinde bulundu. Ancak Stavrakakis, Şengen Antlaşması gereği Hollanda’nın Önder Apo’yu tekrar Yunanistan’a iade edebileceğini ileri sürerek, reddetti. Bunun üzerine Şengen Antlaşması’nda yer almayan Belarus’ta karar kılındı. Buna göre, Önder Apo önce Minsk’e oradan da ikinci bir uçakla Hollanda’ya götürülecekti.

İşler planlananlar gibi gitmedi. Minsk Havaalanı’nda 7 saat bekletilen Önder Apo Hollanda’ya götürecek uçak gelmedi. Saatler süren bekleyiş sırasında Yunan uçağından indirilmeye çalışılan Önder Apo, bunu reddedince Yunanistan uçağı, aynı gecenin saat 04.00 sularında tekrar Atina’ya döndü. Önder Apo burada yine NATO elemanı Stavrakakis tarafından karşılandı. Aynı gece apar topar Amerikan ve İngiliz askeri üslerinin bulunduğu Korfu Adası’na götürülen Önder Apo’nun, bölgeye dönme isteği gibi Sırbistan’a gitme isteği de reddedildi.

Aynı günün akşamında Korfu’daki istihbarat merkezinde tutulan Önder Apo’nun yanına gelen istihbaratçı Kalenderidis, tüm devletlerin üzerinde uzlaştığı mesajı Önder Apo’ya, “Başardık! Pangalos’la konuştum, sizden özür diliyor. Kötü davrandığı için üzgün. Çözüm bulduk, sizi bir Afrika ülkesine götüreceğiz. Burada Yunan hükümeti güvencesi altında geçici olarak kalacaksınız, bu süre içinde pasaportunuz hazırlanarak Güney Afrika Cumhuriyeti’ne götürüleceksiniz” diyerek iletti.

Önder Apo teklife dair dile getirdiği kuşkularını ise, “Afrika’da büyükelçiliğimizde kalacaksınız. Oralar Yunan topraklarıdır, dokunulmazlığı var. Bizim dışımızda hiçbir güç müdahale edemez ve siz orada güvenli bir şekilde kalacaksınız. Can güvenliğiniz sağlanacak” diyerek gidermeye çalıştı.

Bu görüşmede Önder Apo’ya Kenya’dan hiç bahsetmeyen Kalenderidis, gidilecek yerin Güney Afrika’ya gitmek üzere bir ara durak olduğunu belirtti. Kalenderidis’in refakatinde Önder Apo Korfu Adası’ndan alınarak, sözde Afrika uçağı için yola çıkıldı. Önder Apo’yu havaalanına götüren araç yol boyunca 7 defa durdu ve havaalanına yüz metre kala aracın şoförü değiştirildi. Yeni şoförle birlikte hareketlenen araç, uçağın kanadına çarptı. Bu yüzden Önder Apo, İsviçre’den gelen ve gizli bir askeri havaalanında bekletilen başka bir uçağa götürülerek, bu uçakla Yunanistan’dan Kenya’ya kaçırıldı.

Önder Apo o gün yaşadıklarına ilişkin daha sonra şu çözümlemeyi yaptı: “Pangalos tarafından hazırlandığı söylenen bu uçağın öğelerinin silindiği ve Malezya bayrağı taşıdığı daha sonraları ortaya çıkacaktı. Beni Kenya’dan Türkiye’ye götüren uçak da Malezya bayrağı taşıyordu! Bu benzerliğe dikkat çeken Naksakis, sonraki açıklamalarında, Korfu’da kanadına çarpılan uçak ile Kenya’da beni kaçıran uçağın aynı olduğunu ve bu kazanın da bilinçli yapıldığını belirtir. Şöyle ki; ben daha Korfu’dayken Simitis hükümeti, ABD ve Türkiye ile anlaşarak Türkiye’ye kaçırılmam yönünde plan yapmıştır, ancak ‘kaza’ nedeniyle uçağın tamiri için zamana gerek duyulduğundan; Kenya hattı, zaman kazanmak amacıyla bu ‘kaza’dan sonra devreye konulmuştur. Hatta Naksakis, uçağın tamir masraflarını da ABD’nin karşıladığını söyleyecekti. Böylece, ‘kaza’dan önce Kalenderidis’in ‘hayali Afrika planı’, ‘kaza’dan sonra ‘gerçek Kenya planı’na dönüşecekti.

İsviçre’den gelen ve NATO Gladiosu veya CIA tarafından ayarlanan gizli uçak, 2 Şubat 1999 tarihinde Kenya’daki Nairobi Havaalanı’na inerken, burada Önder Apo’yu Kenya Büyükelçisi George Kostoulas karşıladı. Kostoulas’un havaalanında ilk defa karşılaştığı Önder Apo, “NATO’da 20 yıldır sürekli seni araştıran birimin başındayım. Seni gökte ararken yerde buldum” diyerek, NATO’nun Önder Apo’nun tasfiyesi için nasıl organize olduğunu gösterdi.

Önder Apo’nun Kenya’da olduğu 3 Şubat 1999 günü, Kenya Dışişleri Bakanlığı Daimi Sekreteri Kathourima ile Yunan Büyükelçisi George Kostoulas bir araya geldi. Yine aynı gün Ankara’da da İsrail İstihbarat Şefi David Ivry başkanlığındaki bir heyet ile Türkiye Dışişleri Bakanlığı, MİT ve Genelkurmay harekat dairesinden yetkililer toplandı. Bu toplantılar, 4 Şubat’ta CIA’nın dahil olmasıyla devam etti.

Bu sırada Önder Apo’nun, kaldığı Yunanistan Kenya Büyükelçisi’nin evinden çıkması için her türlü baskı yapıldı. Önder Apo, bu önerileri can güvenliği açısından sakıncalı bularak kabul etmedi. Önder Apo, daha sonra bu önerilerle elçilikten çıkarılarak imhasının hedeflendiğini açıklayarak, “Bu olmayınca İmralı Planı devreye konuldu” tespitinde bulundu.

Kaçırma ve imha üzerinde yapılan plan kapsamında; Yunanistan Dışişleri Bakanı Theodoros Pangalos’un müsteşarı olan Vasilis, 13 Şubat günü Önder Apo’nun elçilikten zorla dışarı çıkarılması için Büyükelçi Kostoulas’ı arayarak, Pangalos’un talimatını iletti. Bu plan Önder Apo’nun direnmesiyle boşa çıktı. Ancak Atina, bu sefer de Önder Apo’nun elçilik konutundan çıkarılması için Yunanistan’da 4 kişilik özel bir operasyon ekibi ayarlayıp, elçiliğe gönderme kararı aldı. Bu planın amacı ise, daha sonra Önder Apo’nun İmralı’da ilk karşılayanların sarf ettiği “Yunan polisleri seni Yunan elçiliğinden çıkarsalardı, biz de hazırlık yapmıştık, seni öldürecektik” sözlerle netlik kazandı.

15 Şubat Günü

14 Şubat’ı 15 Şubat’a bağlayan gece, Önder Apo’yu götürecek uçağın üzerinde bulunan gerçek öğeler silinerek, yerine sahte Malezya bayrağı ve öğeleri takıldı. 15 Şubat 1999 günü sabah saatlerinde elçilik binasına gelen Yunan Büyükelçisi George Kostoulas, Dışişleri Bakanlığı Daimi Sekreteri Kathourima’nın yanına götürüldü. Burada gerçekleşen toplantının ardından Kostoulas, akşam saatlerinde Savvas Kalenderidis’i de yanına alarak eve geri döndü. Kostoulas, Önder Apo’ya tanınan sürenin 15 Şubat’ta dolduğunu ve elçilik evinden çıkması gerektiğini belirti. Öcalan’ın istediği bir günlük süreyi ise, “Geceleyin neler olabileceğini garanti edemem” şeklinde yanıtladı.

Bu görüşmeden bir kaç saat sonra Kenya polislerinin içinde olduğu, Kenya hükümeti plakalı 5 araba, 3 Land Rover tipi cip, Önder Apo’nun bulunduğu Yunan elçisi Kostoulas’ın evinin bahçesine park edildi. Araçlarla gelen Kenya İstihbarat Şefi Noan Arap Ta, ilk olarak Kostoulas ile yaptığı gizli buluşmadan sonra Önder Apo görüştü. Önder Apo, hükümet güvencesi olmadan buradan çıkmayacağını belirtti. Noan Arap Ta ise, “Uçak hazır, bir an önce çıkın. Gece yaklaşıyor, geceleyin neler olabileceğini garanti edemem” yanıtını verdi. Önder Apo’nun ısrarı üzerine Noan Arap Ta, bu defa daha da ileri giderek, “Çıkmadığınız takdirde gece sizler için kötü olacak, biz ülkemizde kan dökmek istemiyoruz” dedi. Önder Apo bulunduğu yerden çıkmak istememesi üzerine, devreye büyükelçi Kostoulas ve istihbaratçı Kalenderidis girdi. Kalenderidis, Yunan hükümeti adına garanti sözü verdi. Bu güvence Önder Apo’nun elçilikten çıkmasında etkili oldu.

Elçi Kostoulas’ın evinin bahçesinde tüm itiraz ve tartışmalara rağmen Kenya polisleri, Önder Apo’yu Kostoulas ve Kalenderidis’in gözleri önünde kendi araçlarına zorla bindirdi. Önder Apo’yu Türkiye’ye götürecek ekip, Uganda’nın başkenti Kampala’da bulunan Entebbe Lake Victoria Hoteli’ne yerleşip, Kenya’dan gelecek haberi bekleyen ekipti. Önder Apo, resmi olarak Yunanistan toprağı sayılan Büyükelçi Kostoulas’ın evinden kaçırılarak, Türkiye’ye getirilip İmralı Cezaevi’ne konuldu. Önder Apo’nun Türkiye’ye teslim edilmesi ise, dönemin başbakanı Bülent Ecevit tarafından 16 Şubat’ta kamuoyuna duyuruldu.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.