PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan: Kürt gençlerine çağrım, bu önemli dönemde mutlaka eylemci olun

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan: Çağrım şudur, özellikle Kürt gençlerine, bu önemli dönemde mutlaka eylemci olun. Ya bulunduğunuz yerde eyleminizi gerçekleştirin ya da gerilla saflarına gelin. Çağrımız budur. Bu tarihsel dönemde her Kürt genci mutlaka rolünü oynamalı ve kendini gerilla saflarına ulaştırmalıdır.

0

BEHDÎNAN – Yaşanacak tarihi bir savaşın henüz başında olduklarını belirten PKK Yürütmek Komitesi Üyesi Murat Karayılan, “Halkımızın varlığının yolu, geleceğinin yolu, halkımızın özgürlük yolu buradan geçiyor. Bunun bedeli ne olursa olsun vereceğiz. Biz kendimize inanıyoruz, bu düşmanı yeneceğiz” dedi.

PKK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan, özellikle Güney Kürdistan halkından 2008’de olduğu gibi bu süreçte de kendilerini yalnız bırakmamalarını istedi ve tüm halka seslendi: “Bu dönem olağanüstü bir dönemdir; her Kürt risk almalıdır, üstüne ne düşüyorsa yapmalıdır.”

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Türk devletinin Medya Savunma Alanları’na yönelik 17 Nisan’da başlayan saldırısına ve KDP’nin işbirliğine ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

Türk devleti 17 Nisan gecesi itibarıyla Medya Savunma Alanları’na dönük kapsamlı bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırıyla ne amaçlanıyor?

Öncelikli olarak şunu belirtmek lazım; düşmanın bu saldırıları sıradan bir saldırı değil. Türk devleti 2016’dan bu yana yeni bir konseptle hareket ediyor, kendisine bir stratejiyi esas almış. Bu stratejinin amacı şudur; Kürdistan özgürlük mücadelesinin önüne geçmek için onlara göre Türkiye küçülmemeli ve Türkiye’yi büyütmeye karar vermişler. Bu çerçevede Misak-ı Milli sınırlarını askeri, siyasi, ekonomi ve her alanda kendi kontrolleri altına almayı hedeflemişler. Aynı zamanda bu yolla Irak ve Suriye’yi de direkt bir işgalle değil de kendi himayeleri altına almak istiyorlar. Bu biçimde de Yeni Osmanlıcılık programını hayata geçirmeyi ve Türkiye’yi de bölgenin en büyük devleti haline getirmeyi amaçlıyorlar. Konseptlerinin özünde bu var. Bu temelde uzun bir süredir bizimle savaşıyorlar. Sadece askeri değil, siyasi, toplumsal ve kültürel alanda, her alanda Kürt halkına saldırıyorlar. Rêber Apo’nun üzerinde dünyada benzeri görülmeyen bir işkence uyguluyorlar. Her şeyi olağanüstü biçimde ele alıp üzerimize geliyorlar.

Bilindiği gibi 2021 yılında da Güney Kürdistan’da gerillanın konumlandığı bölgeleri ya da bir başka deyişle Medya Savunma Alanları’nı işgal etmeyi hedeflediler. Bundan dolayı daha kar yerdeyken sürpriz bir şekilde Garê’ye saldırdılar. Biliniyor; o dönem hezimete uğradılar. Daha sonra da kapsamlı bir biçimde Zap, Avaşîn ve Metîna’ya saldırı gerçekleştirdiler. Onlar burayı işgal etmeyi ve oradan da Garê ve Kandil’e ulaşmayı önlerine koydular. Üç aylık bir plan çerçevesinde her yeri işgal etmeyi hedeflediler. Ancak hezimete uğradılar, yenildiler ve planları tutmadı. Belki bazı bölgelerde birkaç tepeyi ele geçirdiler fakat gerilla büyük bir direniş sergiledi ve bir kez daha hezimete uğradılar.

TÜRK DEVLETİ HER GEÇEN GÜN DAHA DA ZAYIFLIYOR

Türk devletinin bunu kolay kolay hazmedemeyeceğini biliyorduk. Soykırımcı faşist AKP-MHP hükümetinin üstlendiği görev gereği bu stratejinin gerçekleşmesi gerekiyor. Ancak bunu yapamadılar ve yıkılışa doğru gidiyorlar. Her geçen gün daha da zayıflıyor. Daha bir yılları var ve devletin kendisi de bu stratejinin başarılı olmasından yana. Bundan dolayı daha kapsamlı yeni saldırılar tertiplediler.

Şüphesiz haberimiz oluyordu. Düşmanı sürekli takip ediyoruz; güçlerini eğitiyorlardı, askerlerini eğitiyorlardı, bir kez daha diplomasi ve siyasi olarak bölgesel güçleri hazırladılar. Ayrıca uluslararası güçlerden kimsenin karşı çıkmaması ve desteklemesi için de hazırlık yaptılar. Kısacası Türk devleti gizli bir şekilde ve geniş bir çerçevede hem diplomatik hem de askeri alanda hazırlık içindeydi. 17 Nisan’daki saldırılar bu çerçevede başladı.

OPERASYON DEĞİL BÜYÜK BİR SAVAŞ

Aslında 14 Nisan’da başladı demek daha doğru, çünkü öncesinde hava saldırıları 3 gün sürdü ve bu alanlar bombalandı. Askeri literatürde buna “yumuşatma” deniliyor. Hedeflerin yumuşatılması için hava saldırıları gerçekleşti. Ardından da 17’yi 18 Nisan’a bağlayan gece hem güney hem de kuzey yönünden karadan da saldırdılar. Havadan indirme yöntemiyle de kapsamlı bir işgal saldırısına giriştiler. Bu bir operasyon değil, bu büyük bir savaş. Hiçbir devlet böyle kolay kolay birbirleriyle savaşmaz. Ukrayna’da bile böyle cephelerin olduğuna, sürekli savaşın yaşandığı bir nokta olabileceğine inanmıyorum. Bu büyük bir savaş. Soykırımcı Türk devleti daha önce de tekniği, kimyasal silahları kullanıyordu. Ancak şu ankine baktığımızda tekniğe daha fazla ağırlık verdiğini görüyoruz. Baktığınızda; aynı anda helikopter, savaş uçağı, keşif uçağını uçuruyor, karadan saldırıyor ve sınır karakollarından da bölgeyi obüs topları atıyor. Kısacası sürekli bombardımanı ve mutlak işgali hedefliyorlar.

TARİHİ BİR SAVAŞ YAŞANACAK

Şu anda saldırdıkları bölgeler de öyle sıradan bölgeler değil. Zap ve Avaşîn, tarihi direnişlerin mekanıdır. Halkımız ve herkes şunu bilmeli; savaş daha da şiddetlenecek. Bunlar sınırsız bir şekilde tekniğe başvuruyorlar ve bu şekilde sonuç almak istiyorlar. Ancak arkadaşlarımızın tecrübesi yeteri kadar var. Özellikle de geçtiğimiz yıl yer altında ve yer üstünde düşmanı çekip vurma, kendini koruma konusunda tecrübeler edinildi. Bundan dolayı da tarihi bir savaş yaşanacak.

Şu anda başındayız; iki gündür savaş sürüyor, üçüncü güne gireceğiz. Biz arkadaşlara mektup gönderdik ve onları kutladık. Her süreçte ilk günler çok önemlidir. Arkadaşlar da bu ilk günlerde başarı sahibi oldular, bundan dolayı onları kutladık ve selamladık. Tabii düşman özel savaş yürütüyor, işte bilmem hedeflediğimiz yerleri aldık ve sadece bir teğmenimiz öldü falan diyor, fakat gerçek böyle değil. Öyle görünüyor ki, düşman bu savaşta ağırlığı en çok teknoloji ve propagandaya veriyor. Gerçekleri hiç söylemeyerek kamuoyunu kandırmak ve Türkiye toplumunda bir algı yaratmak istiyor. Şüphesiz bu savaş, faşist soykırımcı rejim için önemli. Onlar için bu hayati bir mesele. Erdoğan ve Bahçeli, şayet bu savaşı kaybetse sadece kaybetmekle kalmayacaklar, aynı zamanda cezaevini de boylayacaklar. O kadar fazla hırsızlık ve suça karışmışlar ki yargılanmaktan kurtulamayacaklar. Bu yüzden de Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber etmişler. Riskleri göze alarak başarılı olmak için içeride ve dışarıda ellerinden geleni yaptılar ve daha da yapacaklar.

KÜRT HALKININ KAZANIMLARI HEDEFLENİYOR

Bu savaş sadece PKK ve Türk devletinin savaşı değildir. Bazı çevreler bunun aksini dile getiriyor. Hayır, burada büyük bir yanlışlık söz konusu. Bu savaş bir strateji temelinde yürütülüyor. Bu stratejinin birinci hedefinin PKK olduğu doğrudur, fakat hedef sadece PKK değildir. Diğer hedefleri de vardır. Kürt halkının bütün kazanımlarını tasfiye edecek hedefleri vardır. Ondan sonra da Arap halkını etkileri altına alabilecekler, onları da kontrol altına alarak bölgede güç kazanacaklar. Sadece Kürdistan dağlarını değil, Hewlêr’i ve Bağdat’ı da etkileri altına almayı başaracaklar. Şüphesiz ilk hedef PKK’dir, fakat esasında Kürt halkının kazanımları hedefleniyor. Bundan dolayı bu savaş, Kürt halkı için stratejiktir, Kürt halkı açısından ölüm-kalım savaşıdır.

Onlar da 6 yıl önce, 2016’da Çelê‘ye (Çukurca) gelip, “Bu savaş ölüm-kalım savaşı ve Türkiye’nin istiklali savaşıdır” dediler. Evet, belki Türkiye için böyledir, zira onlar o kadar da cahil değiller. Ancak biz de bunun bizim için ölüm-kalım savaşı olduğunu biliyoruz. Biz sadece PKK için değil, Kürt halkı için bunu söylüyoruz. Şayet bunlar başarılı olursa bütün Kürdistan’ı soykırım siyaseti altına alacaklar. Bunun dışında bu kadar şeyi göze alamazlar.

KÜRT HALKININ VAR OLABİLME DİRENİŞİDİR

Türkiye’nin varını yoğunu bu savaşta harcadılar. Şimdi Türkiye halkı neden aç? Türkiye zengin bir ülke, ancak bütün gelirleri gizliden veya açıktan savaşa yatırdılar. Şimdi onlara ‘siz bu kadar harcama yaptınız ama kazanamadınız da’ diyorlar ve onlar hakkında soruşturmalar başlatacaklar. Bu yüzden faşist Erdoğan ve Bahçeli iktidarlarını sürdürmek, Kürdistan’da faşist sistemin egemenliğini güçlendirmek için bize karşı başarılı olmalı. Bu onlar için önemli. Fakat bizim için bu çok daha önemli; çünkü mesele ölüm-kalım meselesidir. Bu halkımız için de, Arap halkı için de, bölge halkı için de önemli. Yeni Osmanlıcılık hayalleri peşindeler ve kimseyi dinledikleri yok. Bir kez daha Osmanlı topraklarına geri dönmek istiyorlar. Bu öyle gizli bir plan değil. Her gün Kerkük için ‘Aslında bizimdi, ancak bizden aldılar’ demiyorlar mı? Bir hesapları var, böyle olmazsa şu anda Başika’da askerleri ne arıyor? Kerkük’te bu kadar hazırlığı niçin yapıyor? Stratejileri tutarsa Kürt statüsünün tehlikeye gireceği, ortadan kalkacağı açıktır. KDP yetkililerinin hoşuna gitsin diye de onlara ‘sizler Kürt yönetimisiniz’ diyorlar. Siz nerenin Kürt yönetimisiniz? ‘Kuzey Irak Kürt Yönetimi’ veya ‘Kuzey Irak Kürtlerinin Başbakanı’ ifadesini kullanıyorlar. Ne Türkiye içinde ne de dışında Kürtleri tanımıyorlar. Hele Kürdistan’ı hiç tanımıyorlar. Hakikatleri bu. Kendilerini bu konseptle örgütlemişler ve bu savaş da bu temelde sürüyor.

Halkımız şunu bilmeli; bizler bu süreci olağanüstü bir süreç olarak ele alıyoruz. Yani seferberliktir, herkes her konuda elinden geleni yapmalı. Çünkü çok önemli ve kritik dönemden geçiyoruz, çok çok hassastır. Bizler düşmanın bu saldırı dalgasını kırmalıyız, şayet bu kırılırsa Kürdistan, Türkiye ve bölgede yeni bir dönem başlayacak, çözüm gelişecek, özgürlük ve demokrasi gelişecek. Bu anlamda bu direniş, demokrasi ve özgürlük direnişidir, Kürt halkının var olabilme direnişidir, Kürt halkının özgürlük direnişidir, bölge halklarının demokrasi direnişidir.

Bu saldırılarda KDP’nin üstlendiği rol ve misyon nedir? KDP bu operasyona ne düzeyde katılmaktadır?

Evet, bu konu da önemli. Geçtiğimiz sene KDP, Türkiye’nin bu stratejisini destekledi, arka çıktı. Bir işbirliği yürüttü. Bunu nasıl yürüttü? Gerillayı kuşatmaya aldı, ambargoya tabi tuttu. Diğer yandan da istihbarat paylaşımına gitti, istihbarat örgütleriyle çalıştı. Bunun dışında gerilla hattına pusu kurdular. Xelîfan’da iki kere gerillanın şehadetine yol açan saldırılarda bulundular. Geçtiğimiz yıl bu çerçevede bir işbirliği gerçekleşti. Fakat öyle görünüyor ki Türkiye bununla yetinmiyor, bunun için de en üst düzeyde KDP yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirdiler. Öyle görünüyor ki KDP bu yıl, bu son saldırılarda bir adım daha ileriye gitti. Yani geçen seneye göre biraz daha ileriye gitti.

KDP AÇISINDAN TEHLİKELİ BİR DURUM SÖZ KONUSU

Şimdi biz bunu söylediğimizde KDP’ye iftira atmıyoruz. Belki KDP yetkilileri bunu söylemiyorlar ancak hakikat budur. Türk devletiyle her görüşmelerinde Türk devletinin kendisi bunu açıklıyor. Örneğin, Almanya’nın Münih kentinde Kürt halkının düşmanı Hulusi Akar ile görüştüler. Ardından da Hulusi Akar, “Biz bütün konularda ve PKK meselesinde hemfikiriz, ortaklığımızı sağlamışız” dedi. Aynı biçimde Erdoğan da birçok kez aynı şeyleri söyledi. Son olarak da baktık, görüşmedeler. Zaten görüşme olduğunda önce hava saldırısı, ardından kara saldırısı başladı. Bu öyle gizli saklı bir şey değil. Biz onların böyle bize karşı, Kürt karşıtı bir ilişki içinde olmalarını istemiyoruz. Bunun sonunun ne olacağını bilmiyorum. Şu ana kadar gerillayla çatışmaya girmedikleri doğrudur, fakat dünden bu yana güçlerini topluyorlar; Dêrelok ve Şêladizê gibi bölgelere güçlerini takviye ediyorlar. Acaba ne yapacaklar? Ne olacak? Bunun başka bir aşamaya evrilip evrilmeyeceğini bilmiyoruz, bu konuda bilgi sahibi değiliz. Tabii tehlikeli bir durum söz konusu. Şu ana kadar direkt bir çatışmanın olmaması için; bazen bir temas olduğunda bu Kürt’ün Kürt’le savaşı olmasın diye gerçekten birçok defa girişimlerde bulunduk. Ben şahsen de şunu söyleyebilirim; ben bunun için çok çalıştım ve bütün yönetimimiz de bu şekilde çalıştı. Biz hep önüne geçmek istedik ve şu anda da bunun önüne geçmeye çalışıyoruz.

KÜRT-KÜRT SAVAŞI TÜRK DEVLETİNİN PROJESİDİR

2017’de Şengal’de, Xanesor’da saldırdıklarında arkadaşlarımız, YBŞ’li arkadaşlar şehit düştüğünde, o zaman da ‘karşı saldırıda bulunmamız’ için üzerimizde baskı vardı, fakat yönetimimiz bunu durdurdu. Oradaki arkadaşlara kalsaydı, kapsamlı bir karşı saldırı gerçekleştireceklerdi. Ardından 2020’nin sonbaharında Zêbarî bölgesine büyük bir güç gönderdiler. Oradaki tepelerde arkadaşlar vardı. Baktık çatışma çıkacak, onlar yer yer ateş de açtılar, ancak arkadaşları oradan geri çektik. Kamuoyu daha iyi biliyor; geçtiğimiz yıl 5 Haziran’da savaş niyetiyle Metîna’nın tepelerine büyük bir güç çıktı, kısa bir temas oldu ve çatışma yaşandı. Oradaki birlikler kendi güçleriyle o tepelere yerleşmediler; biz kendi güçlerimizi geri çektik. Neden? Çünkü Kürt’ün Kürt’le savaşı yaşanmaması için. Bunda hiçbir hayır yoktur, kimse kazanmayacak. Bu Türk devletinin projesidir.

Türk devletinin amacı, bu savaşı Kürt’ün Kürt’le savaşına dönüştürmek ve bu şekilde projesinde başarılı olmak. Biz böyle bir şeyin olmasını istemiyoruz. Fakat her şeyin bir sınırı var. Bunun için de halkımız, Kürt yurtseverleri, Kürt siyasetçileri, aydınları, sanatçıları sorumluluklarına sahip çıkmalı. Bu böyle gitmez. Biz fedai bir gücüz, kimseden korkumuz yok. Biz bunun Kürt’ün Kürt’le savaşına dönüşmesini istemiyoruz. Kısacası durum bu şekilde.

OPERASYON KDP’NİN İŞBİRLİĞİ İLE GELİŞİYOR

KDP ile ilişkileriniz var mı? Varsa hangi düzeydedir?

Aslında geçtiğimiz sonbaharda Avaşîn’de sergilediğimiz büyük direnişle Türk devleti hezimete uğradı. Şüphesiz Türk devleti küçük bir devlet değil; o kadar teknoloji kullanıyor, kimyasal silah kullanıyor fakat buna rağmen başarı elde edemedi. Açıkçası ben Kek Mesud’un kararında değişiklik yapabileceğini umuyordum ve bu amaçla ona bir mektup gönderdim. Kendisine çok teşekkür ediyorum, cevap verdi. Fakat cevabında çözüm yoktu. Bizim için önemli olan çözümdür, içinde çözüm yoktu.

Şu anda baktığımızda Türk devletiyle işbirliğini bir adım daha ileriye götürdüler. Nasıl ileriye götürdüler? Örneğin Güney Kürdistan topraklarında bulunan Türk devletine ait güçlerin yerlerinden çıkıp güney tarafından bizim güçlere saldırmasına izin verdiler. Türk devleti ilk gün güçlerini havadan oraya indiremediği için Şêladizê’nin arka tarafından bulunan Sîrê üssündeki güçlerini harekete geçirdiler. Aynı şekilde Bamernê’deki güçleri helikopterle sevk ettiler. Bu durum, işbirliğini daha ileriye götürdüklerini gösteriyor. Şüphesiz bu KDP’nin onayıyla gerçekleşiyor. Daha önce içerideki bu güçler istihbarat toplayıp devletleri için çalışmalarda bulunuyorlardı, fakat öyle aktif bir şekilde müdahale etme veya operasyonel bir güç olma gayesinde değillerdi. Aralarında, onların izni olmadan oradaki güçlerin hareket edemeyeceğine dair anlaşmanın bulunduğuna inanıyorum. Şu anda da güçler hareket ettiğine göre, demek ki onlar da bunu onayladılar. Bu konu bizim için önemlidir. Neden? Çünkü gerillayı hem güneyden hem de kuzeyden ablukaya aldığında bu durum Türk devletine büyük bir fırsat verecektir. Sîrê üssündeki güçlerin yerinden çıkıp güneyden hareket etmesi, Türk devletinin bu saldırısında sonuç alması için önemli bir fırsat verdi. Bu şekilde dört bir taraftan gerillayı çembere almayı planlıyorlar. Biz böyle bir şeyin olabileceğini düşünmemiştik. Ancak pratik olarak verilen cevap böyledir.

KDP TÜRKİYE’NİN IRKÇI STRATEJİSİNE ARKA ÇIKMAMALI

Biz şunu söylüyoruz; Türk devletinin bu stratejisi Kürt karşıtı bir stratejidir. KDP’nin bunu desteklememesi, bu stratejiyle işbirliği yapmaması gerekir. Bu işte ne çıkarları var, bunu bilmiyoruz. Fakat Kürt’ün geleceği konusunda tehlike büyüyor. Çünkü onlar Kürdistan’ın stratejik yerine yerleşmek istiyorlar. Türk devleti girdiği yerden çıkmaz, bunu kendi medyalarında açıkça söylüyorlar. Milyonlar harcayıp yol yapıyorlar, kimse artık onları oradan çıkaramaz. Peki niye böyle yapıyorlar? Belki “PKK olduğu için geliyorlar” diyebilirler. Ben de şunu söylüyorum; destek vermeyin, bakalım gelebilecekler mi?

Geçtiğimiz yıl da böyle bir tartışma vardı. Biz düşman Zap, Metîna ve Avaşîn hattını işgal edemez, dedik. Pratikte bu söze sahip çıktık, değil mi? Propaganda yapmıyoruz, bu yükün ağırlığıyla konuşuyoruz. Burada ucuz propagandalarla mübalağa yapmıyorum. Ben hakikatle yüz yüzeyim. Biz bu düşmanın hakkından gelebiliriz. Kısacası KDP, Türkiye’nin bu ırkçı stratejisine arka çıkmaktan vazgeçmeli. Türk devletinin bu stratejisi bütün Kürtlere karşıdır.

KDP BİNDİĞİ DALI KESİYOR

PKK Güney Kürdistan için, Güney Kürdistan’ın federasyonu için büyük bir garantördür. Bu büyük bir hakikattir. Şayet PKK olmasaydı Türk devleti federasyon filan takmaz. PKK olmazsa Türkiye Cumhuriyeti asla bir Kürt lideriyle görüşme yapmaz ve hiçbir zaman da karşısına alıp görüşme yapmamıştır. Şimdi PKK var ve PKK onlar için bir tehdittir, PKK korkusu yüzünden herkesle görüşüyorlar. İnsan bunu görmeli ve göz önüne almalı. Siz destek vermeye devam edin ve PKK zayıflasın, bakalım o zaman size merhaba bile verecekler mi? Biz vermeyeceklerini çok iyi biliyoruz. Hepimiz sıradayız, kendileri açısından en tehlikeli gördükleri için ilk sıraya PKK’ye koymuşlar. PKK’yi tasfiye etmek istiyorlar, sonra sıra herkese gelecek, Kürt statüsü karşıtıdırlar. İki ay önce Hulusi Akar gizli saklı bir yerde değil, mecliste şunu söyledi: “Ne Türkiye içinde ne de Türkiye dışında Kürdistan diye bir yer yok.” Bunlar bu amaçla bu savaşı yürütüyorlar, stratejilerini buna göre hazırlamışlar.

Biliyorsunuz Türkiye’de Nasrettin Hoca fıkraları vardır; hani ağacı kesmek ister ancak bindiği dalı keser ve yere düşer. KDP’nin durumu da aynen böyledir. Hayat ağacını kesmek istiyor ve tabii o da bundan zarar görecek. Hakikat bundan ibaret. Bu durumdan çıkmalarını istiyoruz. Bunun için hangi girişimler gerekli bilmiyorum, fakat biz hassasiyet gösteriyoruz. Ancak Başûr ve Rojava’nın kendilerini bekleyen tehlikeleri görmeleri gerekiyor. Kürt siyasetçilerinin de bu tehlikeleri görüp tavır alması gerekiyor.

Peki Güney Kürdistan halkının duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başûrê Kurdistan halkı çok fazla bedel verdi; enfallerden geçti. Daha birkaç gün önce Enfal’in yıl dönümüydü. Halka birçok katliam ve soykırım uygulanmış. Yurtsever bir halktır ve fedakarlığı çoktur. Bu hususta Başûrê Kurdistan halkına saygımız vardır. Örneğin, 2008’de Zap’ta operasyon oldu. O zaman Türk devletinin Bamernê’den, Amediyê’den hareket etmek istediğini gördük, ama Bamernê ve Amediyê halkı tankların önüne çıktı ve gerillanın çevresinin sarılmasına izin vermedi. O Zap zaferinde Başûr halkımızın da rolü vardı. Ne oldu? Türk devleti yenildi, o döneme kadar Başûrê Kurdistan ile ilişki onların kırmızı çizgisiydi. Mecbur kaldılar, o kırmızı çizgiyi kaldırdılar ve ondan bir yıl sonra ilişki kurdular. Yani eğer o 2008’deki Zap zaferi olmasa, belki o ilişkiyi kurmayacaklardı. Bir kere daha Şêladizê halkı kahramanca Türk devletini protesto etmek için hem yürüdü hem de onların üssünü bastılar, yaktılar serhıldan ruhuyla, cesaretle. Esasta Türk devlet işgaline karşı Başûr halkımız iradeli olmalı, kendi iradesiyle ayağa kalkmalı. Şimdi de öylesi bir duruma ihtiyaç var Türkiye’ye karşı.

Yani halkın tutumu iyidir. Gördüğümüz kadarıyla KDP dışında herkes, Türkiye’nin işgal saldırısına ve bu duruma karşıdır. Yani Başûrê Kurdistan’daki siyasetler KDP ile sınırlı değildir. Ancak şu an bizim gördüğümüz ve duyduğumuz kadarıyla diğer tüm güçler buna karşıdır. Çünkü her şey apaçık ortadadır, gizli saklı bir şey yoktur, Kürt halkının hiçbir çıkarı yoktur. Türk devleti Turanizm temeli üzerinden yürüyor. Şovenist, milliyetçi kanat onda çok güçlüdür. Bahçeli kimdir? Kürt halkının düşmanıdır. Bu savaşı birebir yürüten Hulusi’nin tek özelliği var; Kürt halkına düşmanlık! Yani bunlarla nasıl ilişkileniyor, gerçekten insan anlamlandıramıyor. Ben kendim anlamakta çok zorlanıyorum. Nasıl olur da bir Kürt, yani işbirlikçi de olsun; Türk devleti, tarihinde kim onlarla işbirliği yapmışsa onları da tasfiye etmiştir. Örneğin Dersim’e bakın. Dersim’de tüm aşiretler çatışmadı ki. Beş aşiret çatıştı. Diğer aşiretler çoğunlukla devletle beraberdi. Ancak direniş kırıldıktan sonra tüm Dersim sürüldü. Ve soykırımdan geçirildi. Aynı şey Serhat için de geçerli. Yani bu devletin bir tarzı var, tarihi var; insanın kendini şaşırmaması gerekir. Yani insan onlarla çok fazla ilişkilenmemeli. Hele hele birbirine karşı yanlış şeyler… Yani biz şu ana kadar Güney hükümetinin Türkiye ile ilişkilerine ya da KDP’nin Türkiye ile ilişkilerine karşı olmadık. Neye karşı olduk? Kürtlere karşı yapılan hesaplara karşı olduk. Yani Kürtlere karşı operasyon yürütüyor. O buna operasyon diyor ama gerçekte savaşta onların yanında yer alıyor.

İnanıyorum ki tüm Başûrê Kurdistan halkımız bunun farkındadır. Bir kere daha diyorum; bizi yalnız bırakmasınlar. Her tarz, fırsat ile dayanışmalarını göstersinler. Hem Behdinan halkımızın hem Soran halkımızın yurtseverliği derindir. Gördük yani, çok iyi tanıyoruz. Yıllardır Behdinan’dayım, yıllarca Kandil’de kaldım. Halkı çok iyi tanıyorum. Gerçeği temiz ve dürüstlüğü fazladır. Yani inanıyoruz ki herkes mevcut duruma karşıdır.

KDP TÜRK DEVLETİNİN KÜRT KARŞITI İŞBİRLİĞİNE SON VERSİN

Yani KDP’ye yakın medya çok fazla dillendiriyor; “köylüler köylerine gidemiyor, köylüler zarar görüyor” diye. Doğrudur, biz onun farkındayız. Hatta şu ana kadar otuzdan fazla şehit var. Onlar şehitlerimizdir. Fakat insan şunu da bilmeli; sadece Zap’ta, Rêkan, Nêrweyi köylüleri boşaltmış. Daha Sinûnê köyleri de inşa edilmemiş, Duhok çevresindeki köyler de inşa edilmemiş. Her köyde ya bir ev var ya da yok. Neden? İnsan kendi siyasetini sorgulamalı. Köylülerin köylerini inşa etmemesinin nedeni sadece savaş değildir. Savaş bir nedendir, doğru. Ama genel bir problem var. Bi diğeri de Türk devleti saldırıyor. Ortak bu düşmana karşı uyumlu bir tutum sergilemeliyiz. O zaman insan karşı durabilir. O zaman dış güçler, uluslararası güçler tepki gösterirler. Egemen bir Kürt gücü bu saldırıları onaylarsa, bu barbarca saldırılar sıradan görünür.  Bu nedenle biz halktan memnunuz. Bu hususta umudumuz da var. Dediğim gibi halkımız kendini sorumlu görmeli. Yani bu sürecin Kürt’ün Kürt ile savaşına dönüşmemesi gerekir. Herkes buna karşı tavır almalı. Bu konuda özellikle bu işte emek vermiş pêşmerge, özellikle KDP yanlıları bu gidişatı görmelidirler. Onlara çağrım var. Umudum var. Öyle olmaması gerekir, herkes kendi çevresiyle değerlendirmeli, tutum almalı. Gerçekten durum kötüye doğru gidiyor. Biz ne istiyoruz? İki şey:

  1. Savaş Kürt-Kürt savaşına dönüşmesin.
  2. KDP Türk devletinin Kürt karşıtı işbirliğine son versin. Bu siyasetini bıraksın.

İsteğimiz budur. Ve bu her yurtsever Kürt’ün isteği olmalıdır. Bu hususta söyleyeceklerim bunlardır.

BİZ BU HALKIN DEĞERLERİNİ KORUMAK İSTİYORUZ

Güney Kürdistan halkından beklentilerinizin olduğunu ifade ettiniz. Hem Güney hem de genel olarak Kürdistan halkı ve dostlarından beklentileriniz nelerdir?

Bunlar, bizim Başûrê Kurdistan halkımız içindi. Ancak tüm Kürdistan halkından beklentilerimiz vardır. Şimdi biz meşru bir savaş yürütüyoruz. Kaç yıldır biz Zap’tayız. Ve şimdi Türk işgalciliği gelip orayı işgal etmek ve oraya yerleşmek istiyor. Bu yolla Başûrê Kurdistan’a egemen olmak istiyor. Ve biz de buna karşı direniyoruz. Ve bu direniş sıradan değildir. Yani bizler canımızı veriyoruz. Her saniye, her dakika bomba patlıyor. Hava ve kara saldırıları var. Biz bu düşmanla savaşıyoruz yani. Biraz vicdanı olan herkes bizi desteklemeli. Yani bakın, bu düşmanın tankı var, topu var, helikopteri var, keşif uçağı var, her türlü cihazı var, her silahı var; bize saldırıyor. On binlerce asker getirmiş. Arada bir eşitlik durumu yok. Bize saldırıyor ve biz de kendimizi savunmak istiyoruz. Mesele sadece kendini savunmak da değildir; biz bu halkın değerlerini korumak istiyoruz.

Bize yönelik saldırılar sadece Zap’ta olmuyor; en büyük saldırı şu an İmralı’da Önderliğimiz üzerindedir. 24 yıldır Önderliğimiz işkence altındadır. On bin arkadaşımız şu an zindanda, bazıları zindanda yaşamlarını yitirdi. Üzerimizde büyük bir zulüm var, halkımızın üzerinde var. Biz bu düşmana karşı direniyoruz. Biz haklı olarak, kimse bu düşmanla dayanışmasın, bize yardımcı olsun diyoruz. Ne tür bir kazancımız var? Yani biz ne para için savaşıyoruz ne de mal için. Şimdi ben bu ömre gelmişim, silahımdan başka şahsi hiçbir şeyim yoktur! Rêber Apo 73 yaşındadır, şahsi hiçbir şeyi yoktur. İşte Kürt genç erkekleri, kadınları üniversitelerini bırakıp Zap’a gelip direniyorlar. Bu insanlık için gurur kaynağı değil mi? Burada maneviyat var, burada değer var. İnsan yardımcı olmalı, yardımcı olamıyorsan bari düşmana yardım etme. Yani biz haklı bir yöntemle bunun beklentisi içindeyiz. Beklentiyi sordunuz; bunun beklentisindeyiz.

BİZ BAŞÛRÊ KURDISTAN İÇİN CANIMIZI VERİYORUZ

Biz kimin için, ne için savaşıyoruz? Bu halk için, bu halkın geleceği için savaşıyoruz. Ve her gün şehit veriyoruz. Eğer ki büyük bir dava, kutsal dava, halkımızın varlık ve özgürlük davası olmasa ve bölgenin özgürlük ve demokrasi davası olmasa; biz çantamızı toplayıp başka bir yere gidebiliriz. Ama şimdi biz diyoruz ki bu düşmana karşı iradeli olmalıyız, savaşmalıyız. Canımızı da versek boynumuzu bükmemeliyiz. Meydanı düşmana boş bırakmamalıyız ki düşman toprağımızı, kutsal toprağı işgal etmesin, Başûrê Kurdistan’ı işgal etmesin. Biz Başûrê Kurdistan için canımızı veriyoruz. Herkes şunu bilsin ki düşman bu atılımında zafer kazanırsa en çok tehlikeye girecek olan Başûrê Kurdistan’ın kendisidir.

DESTEK OLMUYORSAN TARAFSIZ OL

Yani bu hususta bir kere daha davet ediyorum. Herkes bir kez daha düşünmelidir. Yani Kürt gençleri, kızları, erkekleri bu dağlarda ne için direniyor? Kimin çıkarı için direniyorlar? Bu halkın çıkarıdır, demokrasi ve özgürlüktür. Başka da nedir? Bir insan yüzde yüz inançlı olmadı mı, değil 24 saat, 24 dakika bile orada duramaz. De hadi buyursunlar bakalım, kim gidip orada durabilir? Kurojahro şehirlerin karşısındadır, insanlar çıkıp bakabilir, hele orada yaşam nasıldır? Ya da Şikefta Birîndara’da nasıldır? Yani insan her şeyden önce vicdan sahibidir. Eşitsiz bir savaş var. Bi taraf keleşiyle, bombasıyla savaşıyor, diğer taraf her türlü tekniği, uçağı kullanıyor. Her türlü silahı, zehri kullanıyor. Yani insan o keleşiyle, bombasıyla savaşana destek olur. Destek olmasa da tarafsız olmalı. İsteğimiz, KDP güçleri hele tarafsız olsunlar, bizi izlesinler.  Yani herhangi bir tarafı tutmasınlar, bizi izlesinler. Yani şuradan buradan yolumuzu kessinler, böyle olmaz. Yani biz de gökyüzünden gelmedik. Yıllardır buradayız. Şu ana kadar aramızda 82’de anlaşma olmuş, 95’te aramızda anlaşma olmuş. O kadar birlikte ekmeğimizi paylaşmışız, birbirimizi ziyaret etmişiz, o kadar şey olmuş. Yani şimdi düşman üstümüze gelmiş ve bunca yıldır biz buradayız. Hele bir bakın, biz ne yapıyoruz?

BİZ BU DÜŞMANI YENECEĞİZ

Ve biz kendimize inanıyoruz, biz bu düşmanı yeneceğiz. Kendi yol ve yöntemlerimizle, Rêber Apo’nun ideolojisine olan akıl ve inancımızla direneceğiz ve kazanacağız! Yarattığımız taktik ve derinleşmeyle, geçtiğimiz yıl gösterdiğimiz performans zaferimizin nişanıdır. Biz kazanabiliriz. Düşmanın bilmem silahı fazlaymış, tekniği çok kullanıyormuş, askeri çokmuş… Biz kendimize inanıyoruz. Biz savaşmak istiyoruz. Oradan çıkmak istemiyoruz. Biz düşmanı yenmek istiyoruz, bir iddiadır! Eğer siz inanmıyorsanız, bu da bir iddiadır. Biz çocuk değiliz. Bunca yıldır bu işteyiz, bu siyasetin içindeyiz. Cahil değiliz, tonlarca kitap okumuşuz. Kimse aklını yitirmemiş. Biliyoruz ki halkımızın varlığının yolu, geleceğinin yolu, halkımızın özgürlük yolu buradan geçiyor. Bunun bedeli ne olursa olsun vereceğiz. Eğer gerekirse canımızı vereceğiz. Biz bu aşk ve bu inançla bugün savaşıyoruz. Ve biz haklıyız.

BU DÜŞMANA GEREKLİ CEVABI VERECEĞİZ

Bu halkın vicdanını temsil eden kimselere; sanatçı, yazar ve gerçek siyasetçilere çağrı yapıyoruz. Tüm Kürdistan halkına çağrı yapıyoruz; bizi destekleyin. Savaşın Kürt-Kürt savaşına dönüşmesine izin vermeyin, önünü alın. Tarihsel bir dönemdeyiz, bu tarihsel dönemde de kendimize inanıyoruz ve kazanacağız diyoruz.

Barbar düşmana karşı biz de demirden irade, büyük cesaretle Kürt gençleri ve kızları olarak bu dağlarda savaşıyoruz. Şimdi kutlama yolladık. Bu iki gündür arkadaşlar destan yazıyor. Kolay bir şey değil, Kürdistan’da yeni bir şeydir. Hem yol-yöntem yenidir savaş yönteminde hem de iradi duruş, inanç yenidir. Fedailer olmuş. Bu yurdun fedaileri olmuş, bu nedenle bu vatan kazanacak. Hiçbir güç, tank, top bu iradeyi kıramaz. Bu nedenle biz diyoruz ki; bu vatanın aydınları, sanatçıları, siyasetçileri, bu vatanın tüm yurtseverleri! Biliyoruz, Avrupa’da her gün sokaklardadırlar, onları selamlıyorum. Kürdistan’ın tüm parçalarında halkımız hareket halindedir, arayışları var. Hepsini selamlıyorum. Fakat bilmeliyiz ki bu dönem olağanüstü bir dönemdir ve herkes üstüne ne düşüyorsa yapmalıdır. Demiyorum birine karşı ayaklanın. Diyorum ki Kürt Kürt’ü vurmasın diye ayaklanın, hareketlenin. Birbirinizi iradeleştirin. Şimdi bu dönemde halkımızın kendini iradeleştirmesi gerekir. Ve öylece yanlış durumların önünü kesebilir. Kürt aydınları, Kürt sanatçıları ellerini işin altına koymalı, açığa çıkmalı, inisiyatif sahibi olmalılar. Yanlış durumların önünü almalılar. Yani herkes için çağrımız budur. Bu tarihsel döneme karşı kimse sessiz kalmamalı; herkes kendine göre, bulunduğu yerin koşullarına göre kendi sorumluluğuna sahip çıkmalı ve bize inanın. Çünkü biz verdiğimiz söze bağlı olacağız. Belki her şeyi yapamayabiliriz, fakat yapabileceğimiz şeyler de vardır. Ve biz bu hususta sonuna kadar kararlıyız. Bu düşmana karşı gerekli cevabı vereceğiz.

IRAK, TÜRK DEVLETİNİN TEŞVİKİYLE SALDIRIYOR

Gelen bilgilere göre Irak ordu güçleri Şengal asayiş güçlerine saldırıyor ve şu an sıcak çatışmaların olduğu belirtiliyor. Bu saldırının anlamı nedir? Neden böyle bir süreçte bu şekilde bir saldırı gerçekleşti?

Biz de basından takip ediyoruz. Basını da bazen takip edemiyoruz ama fırsat oldu, biraz takip ettik. Gerçekte insan şaşırıyor. Yani Şengal’de Irak devleti, Türk askeri olmamalıdır. Êzidî halkı şu ana kadar 74 fermandan geçirilmiş. Ve yalnız bırakıldı. Irak askeri de orada vardı, yalnız bıraktılar. Şimdi halkın bu güçlere inancı zayıflamış, kendi gücünü oluşturmak istiyor. Bunu neden öyle hedef haline getiriyorlar, insan anlam veremiyor. Yani bunların tamamı Türk devletinin teşvikiyle oluyor.

İşte duvar yapıyorlar. Acaba duvar kime karşı örülüyor? Kimlerin arasına örüyorlar? Yani görünüyor ki Irak devletinin bu hususlarda yanlışları var. Özellikle Mustafa Kazımi başbakan olduktan sonra Irak hükümeti, Irak halkının, Arap halkının temsilinde çok fazla yetersizlik yaşıyor. Mesela Irak hükümeti, Kazımi’den önce Türk devletine resmi olarak dedi ki, “Başika boşaltılmalı”. Türk devleti dikkate bile almadı. Boşaltmadı, oradaki askerini arttırdı. Siz de gördünüz, Türk devleti bundan önce iki Iraklı generali şehit düşürdü. Bizim aracımız öndeydi, bizim aracımıza vurmadılar. Bilinçli olarak Irak’ın resmi askeri aracını vurdular. Peki Kazımi Türkiye’ye karşı ne yaptı? Daha sonra Erdoğan’ın karşısında gidip bir asker gibi durdu. Yani açıktır ki Irak halkının iradesi temsil edilmiyor. Cumhurbaşşkanı, yine Sadr kendi tepkilerini gösterdi. Bunlar Irak halkının temsili açısından önemli şeylerdir. İyi şeylerdir kuşkusuz. Ama mesela başbakan neden bir açıklama yapmıyor? Peki fiili pratikteki olan o değil mi? Gerçekten insan şaşırıyor. Mesela orada nasıl Êzidîleri vuruyor, Êzidîlere karşı operasyon yapıyor? Bu birlik değildir.

AKLISELİM BİR DURUŞA İHTİYAÇ VAR

Biz her zaman Êzidî halkının yanındayız. PKK orada değildir ama biz onları destekliyoruz ve hep onlarlayız. Asayiş kurma, kendilerini savunma hakları vardır. Devlet de olsun. Bu meşru bir şeydir. Irak devletine çağrım şudur, aklıselim olun, var olan sorunları diyalogla çözün. DAİŞ pençesinden kurtarılan Êzidî halkına karşı DAİŞ olduğunda olmayan ordu, bugün gelmiş bu halka operasyon yapmak istiyor. Bu doğru değildir. Umuyorum ki aklıselim öne çıkar. Hangi sorun varsa diyalogla çözülür, Şengal’de huzur oluşur. Bu dönemde en çok bu şeye ihtiyaç vardır. Umut ve beklentim budur. Orada olan Êzidî gücü YBŞ, Êzidxan Asayiş güçleri meşrudurlar ve onları destekliyoruz. Fakat sanki PKK onların hepsini yönetiyormuş gibi söylemek, Türk devletinin yalanıdır. Hiç kimse de buna inanmamalı. Ona uygun gerçekçi bir yaklaşım öne çıkmalı. Bu hususta umuyoruz ki mesele diyalog yoluyla çözülür.

Son olarak belirtmek istediğiniz bir şey var mı?

Şu an içinden geçtiğimiz günler mücadele tarihimizde en ağır günlerdir. İçinden geçtiğimiz dönem önemli bir dönemdir. Nasıl? Bizimle Türk işgalciliği arasında var olan savaş, zirve aşamasına geçmiş bulunmaktadır. Kuşkusuz onlar bizi yenmek istiyor, biz de onları yenmek istiyoruz. Bu nedenle önemli bir dönemdir.

KÜRT GENÇLERİ EYLEMCİ OLUN

Tüm yurtseverler, tüm Kürtler bu dönemde kesinlikle rol oynamalı. Yurtseverlik görevlerine sahip çıkmalılar. Özellikle Bakurê Kurdistan, Kürt gençleri, özgürlükçü kadınlar bu dönemi sessiz geçirmemeliler. Faşist Türk siyasetine, bu yürütülen katliamcı siyasete karşı halkımız sessiz kalmamalıdır. Özellikle Kürt gençleri şu an Türkiye’de, metropollerde her türlü eylemi yapabilirler. İnisiyatifleri vardır. Demesinler silah yoktur; silah vardır. Kendilerine bulabilirler. Bir çakmak da silahtır, çeşit çeşit silahlar da vardır. Bu nedenle herkes mutlaka bir şey yapmalıdır. İnsanlarımız zindanda katlediliyor, gardiyanlar her gün işkence yapıyor. İşte gençlerimizi işkence ediyorlar. Bu vesileyle tüm zindan şehitlerini anıyoruz. Onların anısı önünde başımı eğiyorum. Fakat zulme karşı başkaldırmalıyız. Zulme karşı sessiz olmamalıyız. Zulme karşı sessiz oldun mu sen de parçası oluyorsun. O nedenle insan, bu zulme karşı olmalıdır. Haksızlığa karşı olmalıdır. Haksızlık vardır, insan buna karşı olmalıdır. Çağrım şudur, özellikle Kürt gençlerine, bu önemli dönemde mutlaka eylemci olun. Ya bulunduğunuz yerde eyleminizi gerçekleştirin ya da gerilla saflarına gelin. Çağrımız budur. Bu tarihsel dönemde her Kürt genci mutlaka rolünü oynamalı ve kendini gerilla saflarına ulaştırmalıdır.

BU DÖNEM HER KÜRT RİSK ALMALI

Gerilla bugün tarihsel rol oynuyor, stratejik rol oynuyor. Eğer gerilladan olmasa bu düşmanın önünde duracak güç yoktur. Bu halkı soykırımdan geçirmek istiyor. Bu nedenle bu dönemde herkes kendi içinde hareketlendirmeli, örgütlemeli; kimse özel talimat, kadroyu beklememelidir. Her mahallede insanlar kendini örgütleyebilir; kendini güç, komite, irade, eylem gücü haline getirebilir. Katılan güç, katılımcı güç; bu önemlidir.

Bir diğeri de büyük bir direniş var. Bir kere daha bu savaşın, ateşin içinde aslanlar gibi hareket eden arkadaşları canı gönülden selamlıyorum. Doğrusu biz bu işin içindeyiz, ben de bir sorumluyum. Fakat bu arkadaşlar Kürt kadınları-oğulları fedai ruhla, Agitleşmeyi gözümüzün önünde yaşıyorlar. Çok çok büyük bir fedakarlıktır. Büyük bir cevherdir. Bu cevher temelinde mutlaka sonuç alacağız. Bu dönem önemlidir, biz bu dönemde elimizi altına koyacağız. Biz risk alıyoruz. Bu dönem insan risk almalıdır. Bu benim için geçerlidir; bütün kadrolar, şervanlar, komutanlar, tüm yurtsever için geçerlidir. Ama her Kürt için de geçerlidir. Bu yılı büyük bir yıl yapmamız için bu dönemde herkes gerekli fedakarlığı yapmalıdır.

Bu yıl, 50. Newroz yılını kutladık. Yüksek bir ruh açığa çıktı. Onun devamı olarak 2022 yılını Newroz ateşi ruhuyla, Zap direniş ruhuyla büyük yürüyüş yılı yapmalıyız. Özgürlük yürüyüşü yılı yapmalıyız. Herkese çağrım budur, bu yönde katılmalıdır, bir kere daha herkesi canı gönülden selamlıyorum.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.