2008-2010 Tarihleri Arasındaki Görüşme Notlarından Kadınla İlgili Bölümlerden Alınmıştır – I

0

 ÖNDER APO

Savunmalarım okunduktan sonra kadınlara ilişkin sorulacak sorular olabilir. Ben son bir haftadır, namus kavramına yoğunlaşıyorum. Nasıl bir namus? Bu önemli bir soru. Ben Kürtlerin namus kavramının ne demek olduğunu iyi biliyorum. Namusları için adam öldürüyorlar, namus için cinayet işliyorlar! Bu cinayetleri din adına, töre adına yapıyorlar! Namusları için yapamayacakları bir şey olmadığını söylüyorlar!  Hatırlıyorum, köyde İmam Ali vardı, bir gün ben ona, ‘ben bu kadına bakarsam din ne der?’ diye sordum, o da ‘bakabilirsin!’ dedi.

Hiç unutmam, annemle küçükken namus üzerine konuşmuştuk. Ben bu konuşmayı hiç unutmam. Ta o zamandandır ben namus kavramı üzerine yoğunlaşıyorum. Nasıl bir namus kavramına cevap arıyorum. Ben bu konuları savunmalarımda da daha derin açtım. Kadın sorununu daha önce de yazmıştım, kadını kavramaya anlamaya çalışan biriyim. Kadınlar bu kavramı çok yoğun tartışmalı. Nasıl bir namus, nasıl bir kadın? Sorularına cevap aramalı. Kürtlerin namustan ne anladığını ben çok iyi biliyorum. Kürtlerin namus durumu ortadadır. Kürtler üzerinde birçok oyunlar oynanıyor. Bunları iyi görmek gerekiyor. Doğru ve gerçek namus anlayışı, özgürlük için mücadeleden geçer. Bu konuda üç beş kişi doğru bir özgürlük anlayışıyla mücadele etse onlarca kadını arkasından götürecektir. Mücadeleleri güçlenecektir. Ama ben zannetmiyorum DTP içerisinde bile bu düzeye ulaşan kadın olsun.

Özgürleşmek için felsefeyi bilmek gerekiyor, tarihi bilmek gerekiyor. Beş bin yıldır kadınların tarihen üzeri silinmiştir. Gerçek manada bir avukat, bir hukukçuluk yapmak için de tarihi ve felsefeyi bilmek gerekiyor. Yasalar biliniyor, ben kadınlara yasalara aykırı davranın demiyorum ama bunları da gözeterek demokratik duruşu göstermek lazım. Bu konuda DTP içerisinde de, hukuk içerisinde de önemli olan demokratik duruşu göstermektir. Bu konuda demokratik duruşunu göstermeli, demokratik eylemliliklerini geliştirmelidirler.

Bu sorunları aşmak kolay değil. Ben hep söylüyorum kendini yakmak, bu sorunları aşıp, özgürleşmekten daha kolaydır. Ben bu konuda onlarca kitap yazdım. Kadınları anlamaya, kavramaya çalıştım. Bu konuda ısrarlıyım, bu konuda iddialıyım.

Ben erkekler için de söylüyorum, namuslu erkek, birazcık namusu ve onuru varsa kadını anlamaya, dinlemeye çalışırlar.

Onlarca yıldır mücadele ediyorlar sonra birbirlerini kaçırıyorlar. Görüyorsunuz işte PKK içerisinden de kaçıp gidenler oldu. Hatta kardeş bile gitti. Onlarca yıl mücadele ediyorlar, sonra canları sıkılıyor, paralı birine kaçıp gidiyorlar. “Aşk” adına yapıyorlar. Ben kaç zamandır aşka cevap arıyorum. Vardığım sonuç şudur; aşk eşittir ihanet. Aşk yaşadıklarını zannediyorlar ama yaşadıkları şey aşk değil. Gerçek aşkı yaşamak o kadar kolay değil. Bu benim de başımdan geçmişti biliyorsunuz sonuçlarını, kolay olsaydı ben yaşardım.

Aşk yaşadık diye kendilerini kandırıyorlar. Ben Şam’dayken kızlara da söylüyordum; ben kendime güveniyorum. Benim özgürlük iddiam, aşk iddiam büyük. Ben gerçek aşkı yaşayabileceğime inanıyorum. Bu konuda yetenekliyim. “Siz de kendinize güveniyor musunuz, bu konuda iddialı mısınız, benim aşk anlayışımı kaldırabilecek misiniz?” diye soruyordum.  Ama görüyorum ki, bu konuda yeterli değiller. Bu konuda iddialı olmadıkları için de kaçıp gidiyorlar. İşte onlarca yıl mücadele ediyorlar sonra sıkılınca paralı birini bulup peşinden gidiyorlar. Ben bunların arkalarından sadece gülüyorum, çünkü kendilerine yapıyorlar, kendi özgürlük iddialarından vazgeçiyorlar.

Erkek, fiziki olarak kadından güçlü olabilir ama kadın kendi meşru savunmasını güçlendirmeli. Ben silah alıp sizi koruyamam ki, her zaman yanınızda olamam. Meşru savunma sadece kadın için değil herkes için geçerli. Ben meşru savunmayı da savunmalarımda açtım. Kadınlar kendi savunmalarını yapmalıdırlar. Artık sokakta bile yürüyemiyorsunuz. Evleniyorlar, her gün tecavüze uğruyorlar. Kendinizi koruyamazsınız, bunları anlayamazsanız avukat olmanız bile yeterli değildir. Erkek, isterse bir günde kadının haşatını çıkartabilir. Bunları görüp özgürlük mücadelenizi derinleştirmelidirler. Cezaevlerinden kadınların çok yoğun mektupları geliyor. Derinleşme düzeyleri, yoğunlaşmaları iyi ama önemli olan bu düşündüklerini kendi yaşamlarında hayata geçirebilmeleridir. Bu söylediklerini hayata geçirdikleri oranda özgürlük mücadelesi yolunda ilerleyebileceklerdir.

Cinsiyetçilik, iktidarcılıktır. Cins temelli her şey iktidardır. Cins kavramının olduğu her yerde iktidar vardır. Cinslerin biyolojik olduğunu söylüyorlar, hayır. Cinsiyet, öğretilen bir şeydir. Ben bunu savunmalarımda genişçe açıkladım. Ben savunmalarımda milliyetçilik, dincilik ve bilimciliği (pozitivizm) de değerlendiriyorum. Bunlar tehlikeli anlayışlardır. Bunlardan uzak durmak gerekiyor. İşte Anayasa Mahkemesi kararlarını görüyorsunuz, “din odağı olmak” diyorlar. Laisizm, dincilik, milliyetçilik, bilimcilik (pozitivizm) siyasal iktidardır. Türkiye’de hiçbir şey ifade etmiyor, içi boştur.

İşte son bir-iki gündür radyodan dinledim. Avcılar’ da beş kişi tarafından kaçırılarak 5–6 saat tecavüz edilen kadından söz ediyorlar. İşte Türkiye budur, Türkiye’nin her şeyini bu olay gösteriyor. Hem de polis yeleği giyerek yapıyorlar bunu. Zihniyet değişiminden bahsediyorlar. Bu zihniyetin çöküşüdür, insanlığın bittiği noktadır. Türkiye toplumunun getirildiği son nokta budur, bu her şeyi özetliyor. Bu öyle lafla olmaz. Tecavüz edenler, ben kendime hâkim olamadım, kendimi kontrol edemedim, etkilendim, âşık oldum diyor. Sonra da kaçırıp tecavüz ediyor, buna da aşk diyor. Bu eskiden beri kadına karşı süregelen bir anlayıştır. Olmaz öyle, kendini kontrol edeceksin, kendine hâkim olacaksın.

Sümer’lerde kadın, Zigurat tapınağına Tanrıça olarak girer fahişe olarak çıkardı. Aşk bu değildir. Biliyorsunuz Kant önemli bir filozoftur, kapitalist modernitedeki aşk anlayışını birazdan size söyleyeceğim, savunmalarımda da değindiğim bir cümle çok iyi özetliyor. Kant, aşkı kadın ve erkeğin cinsel organlarının birleşmesi olarak tanımlıyor. İşte bunların aşk anlayışı budur. Siirt cezaevinden Mustafa Tunçyüzlü’nün gönderdiği mektubunda benim ‘mevcut aşk ihanete götürür’ sözümü iyi anlayamamış. Ona ulaşılıp, bu konudaki görüşlerim mektupla iletilebilir, derinlemesine inceleyip yoğunlaşsın. Ona özel selamlarımı söylüyorum. Söylediklerim bu şekilde olduğu iletilebilir.

Benim bahsettiğim aşk anlayışı Nazım Hikmet’in aşk anlayışı gibi sadece kadına olan aşk değildir. Nazım tarzı aşk, aşk değildir. Tanrı aşkından da bahsetmiyorum. Aşk anlamaktır, derinleşmektir. Doğayı, evreni, insanı anlamaktır. Bunları anlamadan aşk olmaz. Bende ki aşk anlayışı anlamadır, budur. Benim için de bir şeyler söylüyorlar, benim kadını yüceltme anlayışım bellidir, ben bu mücadeleme devam edeceğim. Fatma Gül Berktay’ın Tarihin cinsiyeti adlı kitabını isteyeceğim, Hegel’i istemiştim.

Toplumda hiçbir sorun çözülmemişken kadın sorunu, eğitim sorunu, işsizlik sorununu çözmek dururken, gidip evlilikten bahsediyorlar. Oysa evlilikle kadınlar bu sorunların bin katı fazlasını yaşıyor. Namus adına öldürülüyor, dövülüyor, sövülüyor. Yine de bir kadın çıkıp “biz bu sorunları tartışalım, çözelim” demiyor. Bu, yurtseverliğin bir gereğidir. Ben çözüm için Kadın Akademisi demiştim. Ama nerde? Akademiyle ilgili hiçbir şey yapılmamış, umursanmamış.

Yapılan çalışmalar çok yetersiz. Kadınların onlarca, binlerce sorunu var. Bunu ancak akademiyle çözebilirler. Bir kahvehaneyi, bir binayı, bir alanı alıp orada günlerce tartışabilmeli ve çözüm üretebilmeliler. Buralarda işte namus cinayetleri var, dövülüyoruz, sövülüyoruz, buna çözüm geliştirmeliyiz, demelidirler.

Kadın konusu önemlidir. Ben savunmalarımda çok geniş açımladım. Daha öncede çokça ifade etmiştim Kürt erkeğinden tek bir şeyin beklenemeyeceğini. Kadınlar kendi kurumlarını oluşturmaları gerekiyor. Ben kadınlar için Akademi kurulsun demiştim. Yani bu kadar kadın intihar etmiş. Kadınlar bu konularda kıyameti koparmalıdırlar. Akademi kurulursa kadın sorunu daha da gündemleşir. Ben kadınlara özel selamlarımı iletiyorum.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.