Aşk Özgürlüğü Arayıştır -III-

0

 

Önder APO

Hiç sevgi veya hiç aşk olmayacak mı?

Bizde bu yönlü de sömürgecilik, büyük bir tahrip etme, büyük bir saygısızlık, büyük bir aşksızlık durumu yaratmıştır. Hatta sevgi sömürgeciliği, aşk sömürgeciliği de var. Çok çarpıcı anlatabiliriz. Sizin bağlandığınız aşklar, duyguların hepsi Yeşilçam patentlidir. Yeşilçam da Anadolu halkını ve bütün halkları sermaye düzenine kul-köle etme karargahıdır, özel savaş karargahıdır. Bazı istisnaları bir tarafa bırakırsak, bir çok duygu sömürgeciliği yapan, aşk sömürgeciliği yapan karargah var ve hepsinin de özel savaşça kullanıldığını çok iyi biliyoruz.

Sırf duygu yönlendirmeciliği altında, halkların tutsak edildiğini çok rahat ortaya koyabilirim. Emperyalizmin dünya çapında, özellikle son yıllarda cinselliği gündemleştirerek muazzam bir sömürüyü imkan dahiline soktuğu ve insanlığı en büyük sorunlarla karşı karşıya bıraktığını da söylemek gerekir. Kadının çok değişik bir kullanım tarzını ortaya çıkardılar, bu reklam, gösteri olayı, pornoculuk, hatta seksolojiyi geliştirerek, insanları hiçbir dönemle kıyaslanmayacak kadar bir ideolojik baskı altına aldılar. Hepinizi bu konuda baskı altına aldı. Şu anda çok iyi anlaşılıyor ki veya bu yakın

durum, yakın insanlık durumunda emperyalizmin bu son döneminde, insanlar çok doğal olan güdüleriyle oynayan, cinsellikle oynayarak, özellikle kadını bu konuda yeniden sömürmeye tabi tutarak metalaştırarak- muazzam bir ideolojik baskı kadar bir sermaye yolu açtı ve hatta sermaye birikimi de muazzam yapılmakta.

Türkiye’nin son yıllardaki duygu sömürgeciliğini ele alalım. Duygu sömürgeciliğini yapan sanatçılar var. bunların geliştirdikleri duygusallıklar, yalnız ideolojik baskı altına alınmayı değil, bir de muazzam sermaye oluşturdu. Bu yönüyle de halkı soyup, soğana çevirmesi var. Sınıf baskısının en gelişkin ve çok değişik yeni bir boyutu da burada ortaya çıkıyor. Daha vahşice ve insan düşüncesini ve yeteneklerini esir eden bir biçimdedir. Hiç şüphesiz devrimci yaklaşım, bütün bunları görmek, görmek gerektiği kadar olası doğru yolları da ortaya koymak durumundadır. Kaldı ki bizde, emperyalizmin bu çağdaş sömürü ve ideolojik baskı altına alıcı biçimlerin de ötesinde geleneksel dayatmaların etkisinden bahsetmek büyük önem taşır.

Bazı bağlılık türleri var ki, emperyalizmin dayatmalarından bin kat daha tehlikeli sonuçlara götürüyor. Bir evlilik kurumunda olup bitenler, evliliğin öncesi, sonrası durum bunlardandır. Aslında nasıl bir kurum olduğunu anlayan da yok. Zaman zaman “neden böyle bir kuruma girdin?” diye soruşturuyorlar, “merak ettim” diye cevap verenlerin

sayısı çok. Hemen herkesin meraktan bu işe girdiğini biliyoruz. Sonuçları ne olur, ne olmaz farkında bile değil. Kaldı ki geleneklerin ağır etkisi altındaki yaklaşımlar eleştirilse, karşı çıkılsa bile, yerine ne koyacaksın? Yine emperyalizmin geliştirdiklerine karşı çıkılsa bile, doğrusunu nasıl ortaya koyacaksın? Burada da büyük bir çözümsüzlük etkilidir.

Kendinize uyarlayın, ağır duyguların, hatta güdülerin etkisi altında olmayan veya gerçeklerimizin derin etkisi altında kaç tane ilişki geliştirebilirsiniz? Cinselliğin en doğal veya en benimsenebilir bir biçiminden tutalım en reddedilmesi gerekenine, yine geleneklerin en reddedilmesi gereken biçimlerinden tutalım emperyalizmin, sömürgeciliğin körüklediği biçimlerini reddetmeye kadar ve tüm bunlara rağmen, özgürce geliştirilmesi gereken bir yaklaşıma ne kadar güç getirebilirsiniz? İki yüzlülüğe baş vurmadan, zaaflarına esir olmadan ve insani yönü çok açık ve yaşanılması gerekeni yaşatacak yönü açık olana ne kadar güç getirebilirsiniz? Devrimin de bununla ne kadar bağlantısını ortaya koyabileceksiniz. Kendine güvenen bütün bu sorunlara açıklık getirmek durumunda. Güvenmeyen sakatlığa, çarpıklığa girer. Rahibe, papaz olmalarınızı önermiyorum ama, baktınız tehlike var, başınız belaya girecek, doğruyu buluncaya kadar, imkanı yakalayıncaya kadar kendinizi kontrol edeceksiniz.

Beyinle ilişkisi kesilmiş bir cinsellik tehlikelidir.

Yine siyasi amaçla bağını koparmış bir cinsel, hatta ailesel yaklaşım, en az düşman kadar zararlı sonuçlara yol açar. Kadro bu konuda da kendini disipline etmesi gereken kişidir. Kaldı ki bizim kadronun sadece kendini disipline etmesi gereken bir kişi olması değil, çok önemli bir çözümü yaratması gereken kişi olduğunu da eklememiz lazım. Çözümü kendisi için değil toplum için üretmesi gerekiyor. Bütün bu konularda değil soruna cevap olmayı, bütün boyutlarıyla bile ele alınmayı dayattığımızda, “gücümüz kaldıramıyor” diyeceksiniz, sorun bu kadar kapsamlı. Hiç olmazsa ucuz çözüm yollarına başvurmayın. Bütün bunlar ciddiyeti geliştirmek içindir. Daha somut sorunlarınızı, özellikle de yakıcı savaş gerçeklerimizi tehdit eden sorunlarınız ne? Bunları daha çarpıcı görüp değerlendirmek, halletmek zorundayız.

Getirdiğimiz çözümler kaba da olabilir. Kadın ordulaşması dedik, ordulaşsınlar. Nedir bu? Hiç olmazsa ordulaşma ile fiziki olarak, ruhi olarak, düşünsel olarak biraz güçlenebilirler. Bu bir çerçeve, çözümdür diyelim. Çünkü güç kazanmayan kişiyle fazla özgür ilişki imkanı yaratılamaz, çaresizlerle toplumsal sorunlar çözümlenemez. Çaresiz insan sevilmez, çaresiz insana ağlanır. Devrim bir ağlama sanatı değildir, devrim gülme olayıdır aynı zamanda. Gülmek için sevilmek gerekir. Sevilmek için, sevmek için güç sahibi olmak gerek. Gücü olmayan sevilemez. Gücünün olabilmesi için örgütlenmeyi,

ordulaşmayı bileceksin. Bunun olabilmesi için ciddi siyasi amaçların ve o amaçlara bağlılığın olacak. Bu sevginin bir konusu oluyor. Yoksullar niye sürekli ağlar, niye sürekli ah-vah ederler? Sevgili de yok, varsa da hepsi “elimden kaçtı, kaçırdım, sevdiğim oğlan, sevdiğim kız şöyle oldu, gitti” diye kıyameti koparırlar.

Güçsüz adamın sevgisi, ağlaması, türküsü kaç para eder? Zaten onun için “parti bir çözümdür” dedik, siyasal güçlenme, onun siyasal örgütlenmesi bir çözümdür. Önce güçlen, belki sevgi imkanını yakalarsın. Sanıyorum siz bunlardan da fazla bir şey anlamıyorsunuz. Yıllardır söylediklerim sanki havaya gitmiş. Gerçekleri belirttim ama, siz nasıl anladınız? Komutanlarınız, siyasi önderleriniz nasıl anladı? Biraz güçleniyorlar, yanı başındaki sömürgeci ağaya bakıyorlar, böyle kullanıyor hemen kendisi de ilişkiyi öyle kullanıyor. Biraz güçlenme imkanı bulanlar bile kadınsa hemen yöneticiye koşuyor, yönetici ise hemen kölece bağlıyor kadını kendisine. Güçlenmenin de başına bu geldi.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.