“Zehirli Gazı Sadece Bilimin Saptırılması Olarak Değil, Aynı Zamanda Barbarlığın Bir İşareti Olarak Görmek”

 

Kimyasal silahlar ilk kez 2 Mayıs 1915’te, Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında, Alman birlikleri tarafından düşman askerlerine karşı Ypres’te kullanıldı ve doktoralı ilk Alman kimyager olan fakat ev hanımlığına indirgenen bir Alman kadın evinin bahçesinde kendini vurdu.

Bu kadın Clara Helene Immerwahr’dı; İlk kimyasal silah saldırısını yöneten ve bu silahların biliminde etkili olan Fritz Haber’in eşiydi.

Eşinin araştırmalarına direnen Clara, evlilik sözleşmesinin ataerkil kalesinde bilim ve araştırma hedeflerinden koparılmış, kendisini kariyer merdiveninin tepesine, en acımasız bilimin kirli zirvesine çıkarmak için eşinin köle emeğini kullanan kocasının Borgois evinde  bir ev kadını haline gelmiştir.

Tarihteki pek çok devrimci kadının adını taşıyan Clara, bu evlilikte bir köle haline getirildi. Pek çok kadının bilimsel tanınırlık çerçevesinde hedeflerine ulaşma umuduyla örnek aldığı doktoralı ilk Alman kadın kimyager, evlilik yanılgısına düşmüş ve ataerkil sistemin evlilik görevlerinden oluşan bir kafese hapsedilmiştir.

Öğretmenlik yapmak, araştırma yapmak, bilimi ilerletmek istiyordu ama bunun yerine, muhtemelen yeterince “uygun” davranmadığı için Bourgois çevresinin sürekli baskı ve dayatmaları altında, eviyle ilgilenmek, kocasına bir çocuk doğurmak ve o andan itibaren kendini oğluna adamak zorunda kaldı.

Bazıları onun zayıf olduğunu, psikolojik sorunları olduğunu, hassas ve duygusal olduğunu ve evliliğinden memnun olmadığını söylüyor. Ancak bu sözlerin arkasına baktığınızda, tüm kadınlar bu atıfların ataerkilliğe ait olduğunu bilir. İsyan eden, hoşnutsuzluğunu, öfkesini, eleştirisini dile getiren kadını zayıf, duygusal ve dengesiz ilan ederek, küçük de olsa bu öfke ve isyanı kabul etmemek ve onu gerçekte olduğundan başka bir şey haline getirmek ister.

Bilimin hakikat arayışı olarak adlandırabileceğimiz şeyden çok uzak bir sapkınlığın en üst seviyesine ulaştığı bir dönemde, tarihe Clara olarak geçen bu kadın, böyle bir suçluyla birlikte olmayı vicdanıyla bağdaştıramadığını, çocukluğundan beri kalbinin attığı bilim ve araştırmanın en acımasız ve en insanlık dışı kitle imha silahları için kötüye kullanılmasını vicdanıyla bağdaştıramadığını intiharıyla göstermiştir.

Duyulmayan sözlerinden ziyade eylemleriyle sesini duyurmuştur. Başarılarına rağmen ne görülen ne de duyulan bir ev kadınına indirgenen ezilen kadının sesini duymak. Özellikle bu dönemde ileri sürülen ve bugün hala en acımasız etkisini gösteren araştırmalar karşısında vicdanın ve sorumluluğun sesini dinlemek.

Kimyasal silahlar ilk kez kullanıldıktan sonra daha da geliştirilmiştir. Eğer bilim gerçek misyonunu ve görevini yerine getirmiş olsaydı, bu noktaya asla gelinmezdi. Ancak bilim artık hakikat arayışını toplum için ve insani değerler çerçevesinde sürdürmüyor. Bilim, en acımasız diktatörlerin ve faşistlerin hizmetinde, en acımasız savaş suçlarının, en ileri katliam ve soykırım teknolojisinin yardakçısı haline gelen bir iktidar konumuna dönüşmüştür.

Clara, hayatında yaptığı şeyin, araştırmaları en insanlık dışı kitle imha silahlarını geliştirmek olan bir adamı desteklemek olduğunu fark etti. En sevdiği alan olan ve doktora yapan ilk Alman kadın olduğu kimyanın, savaş çığırtkanlığı ve toplu katliamların hizmetinde bir bilime dönüştüğünü fark etti. Kocası Fritz Haber’in araştırmaları, klorin ve fosgenin savaş silahı olarak kullanılmasıa sebep oldu. (Ypres’teki ilk kullanımı binlerce zehirli ölüme ve yaralanmaya yol açmıştır. Habermasche üfleme tekniği kocasının icadıydı ve bu teknikte gaz tüplerinden düşman cephesine doğru klor gazı ve fosgen üfleniyordu)

Bu gerçekle yüzleşemedi, bu gerçekle yaşaması mümkün değildi.

Clara Helen Immerwahr’a atfedilen “Zehirli gazı sadece bilimin bir sapkınlığı olarak değil, aynı zamanda barbarlığın bir işareti olarak görmek” cümlesi, bilimin ne hale geldiğini tüm açıklığıyla anlatmaktadır.

Bu ifadeler, savunmanın devamında yer alan Rêber APO’nun sözleriyle daha da net bir şekilde desteklenebilir:

“Yüksek olduğu iddia edilen bilimsel gelişme düzeyi, gündelik delilikle belirgin bir tezat oluşturmaktadır. İyi bilindiği üzere,  20. yüzyıl, insanlık tarihinin geri kalanından çok daha kanlı geçmiştir. Bu durum, bilimsel düşüncenin yapısındaki ciddi hata ve kusurlara işaret etmektedir. Kusurların bilimsel bulgularda değil, bunların hükümetler tarafından uygulanma biçiminde olabileceği yönündeki itiraz haklı görünebilir. Ancak bu bile bilimi ve bilim insanlarını sorumluluklarından muaf tutmaz. Bana göre, günümüz bilim insanları ve onların kurumları, yöneticilere olan bağımlılıklarıyla, eski Mısır ve Mezopotamya’daki rahiplerin ilk krallıklara olan bağımlılıklarından ve mitolojik düşüncelerinden daha geri ve etik açıdan daha sorumsuzdurlar. İbrahim’in geleneğinde, Firavunların ve Nemrutların kraliyet hanedanlarına başkaldıran dinler ve peygamberler, ahlaki ve dini fikirlerin gelişmesinde insanlık için büyük bir rol oynamıştır. Bu, rahiplik geleneğinin olumlu tarafıdır. Ancak, gücün peşinden giden bilim insanları, güç tutkunlarının ellerine sürekli olarak yıkım araçları vermiş ve en son olarak da insanlığın üzerinde atom bombasını patlatmışlardır. Dolayısıyla bilimin iktidarla ilişkisinde önemli sapmalar var.”

Rêber APO

Günümüze kadar, bilimdeki bu önemli istenmeyen gelişmeler devam etmekte ve en modern savaş teknolojisine ve kapsamlı toplu katliam ve savaş suçu yöntemlerinin kullanılmasına yol açmaktadır. Özellikle egemen sistemlere, kapitalist moderniteye ve devlet doktrinlerine başkaldıran toplumlara karşı bu silahlar cezasız bir şekilde kullanılmaktadır. Bugün, bu faşist bilimin Kürdistan’daki tüm vahşetini, NATO ülkelerinden büyük destek ve destek alan faşist AKP-MHP rejimi aracılığıyla görüyoruz.

Bu bilim ya da bugün bilim olarak adlandırılan şey, bu silahların imal edilmesini, üretilmesini, icat edilmesini ve geliştirilmesini mümkün kıldığı için temelden eleştirilmelidir. Bu sözde modern bilimin ürettiği şey, hakikatin parçalanması ve kötüye kullanılması, insanlığın toplu katliamıdır. En karanlık ideolojinin ve en kana susamış suçluların araçları.

Ama sadece bu bilim değil, genel olarak faşist bilimiyle bu kitle imha silahlarının üretilmesinde ve yayılmasında kararlı bir şekilde yer alan Almanya, Kürdistan’daki katliamlardaki sorumluluğuyla yüzleşmek zorundadır. İnsanlık tarihinin bu suçlularına karşı fedakârca ve kararlılıkla mücadele eden Kürt halkının en seçilmiş kızları ve oğulları olan özgürlük savaşçılarına yönelik saldırılara karşı hesapsızca savaşıyorken…

 

Seher Deniz