Hak verilmez hak elde edinir

 

25 Kasım – kadına yönelik şiddete karşı ulusal mücadele günü – Direnişi ile sembolik olarak öne çikan Mirabel kardeşler – Patria, Minevra, Maria Teresa – Dominik Cumhuriyeti yöneten Rafael Trujillo diktatorlüğüne karşı sergiledikleri mücadele ile bilinmekte.

Rafael Trujillo’nun iktidarını koruyabilmek için başvurduğu sert önlemlere ülkeyi bir kaosa sürüklemişti. 30 yıl aşan totaliter bir rejim varlığını sürdürmekteydi. 1960, Patria Mirabel Clandestin hareketini kurarak Trujillo diktatorlüğün yıkılmasında rol oynar. Her halk direnişinde olduğu gibi halk önçüleri hedef alınır, zor ve baskı aracıyla etkisizleştirilmeye çalışılır. İşkencelere, tutuklanmalara ve katlıamlarla direniş kırılmaya amaçlanılır.
Diktatör rejim 25 Kasım 1960 da 3 kardeşi tecavüz ederek katleder, cinayeti örtbas etmek için trafik kazası süsü vererek, cesetleri uçurumdan attar. Ve 1961 yılında Trujillo bir suikast sonucu öldürülür.

Devletin vahşi yüzü, topluma ve özelikle kadına dönük uygulamaları yukarda belirtimiz olayda iyi anlaşılması gerekiyor. Kadın her türlü baskıcı, devletci ve erkek aklıyla beselenen sistemlere karşı özgürlük arayışını ve direnişci karakterini koruyarak her devrimde yerini aldığı gibi bir öncü olarak çıkış sahibi de olmuştur. Yaşanan olaydan yarım asırı aşan bir zamanı geride bırakmamızla birlikte, kadın mücadelesı acısından büyük bir miras ve deneyim ortaya çıkması inkar edilemeyecek bir gerçekliktir. Fakat varolan ŞİDDET ortadan kalkmadı. Ve halen varlığını sürdürmektedir.
Şiddet bir tahakküm aracı – Şiddet karşıtını etkisizleştirerek veya yok etmek için kulanılan bir sömürü aracıdır.
Zorun dozajı niteliksel farklılık gösterse de kaynağını erkek egemen zihniyetinden alır ve bundan beslenmektedir.
Erkekliğin kurumlaşması ile kadına yönelik ruhsal, fiziksel ve düşünsel saldırıları artar. Ve böylelikle şiddet ve baskı yoluyla kadınlık algısı kodlandırılırak kabul görülür. Bugün yaşanan şiddet, taciz, tecavüz kadını fiziki kırımdan geçirmek ile sınırlı kalmıyor, kadın köleliği sistemleştiriliyor.
Egemenlik ve sömürü, devlet ve iktidarı doğurmuştur. İktidar ise yönetebileceği, denetleyebileceği rol modelleri oluşturmaktadır. Hiç bir kölelik kadın köleliği kadar içselleştirerek meşrulaştırılmamıştır. Kadın sadece biyolojik farklılığından kaynaklı toplum içerisinde günlük sömürülmekte. Ve her türlü salrdırılara maruz kalmaktadır.
Önder APO “ 21. yüzyıl cinsler arası çelişkilerin kendini daha fazla dayataçağı bir yüzyıl olacak“ diye belirtmişti. Toplumsal, ekolojik ve siyasi sorunlar yanı sıra öne çıkan ve berlirgin bir konu olarak bulunduğumuz yüzyılda cins eksenlidır. Cinsiyetçilik günlük olarak kendini üretiyor, tüm geriliklerin, köleliklerin ve iktidar yapıların kaynak olarak beslendiği bir ideolojidır. Cinsiyetçilik yaşamın tüm alanlarında empoze edilmeye ve alıştırılmaya çalışılılıyor.
JIN JIYAN AZADI
Doğu kurdistanda genç kadın, Jina Amini eril aklın saldırısına maruz kalarak yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirmesiyle halk tarafından Kurdistan, orta doğu ve dünya çapında büyük protesto eylemleri gerçekleşti. Sokaklarda Jin jiyan azadi sloganı yankıldı ve isyanlar halen sürdürülmektedir. Jina Amini, kadınların bir sembolü olmakla birlikte bir umut kaynağı ve bir başkaldırı sebebi olmuştur.

Binlerce kadın Jina Amini şahsında gelişen muhtemel tehditleri ve saldırıları görmüstür. Ve bu girişimlere karşı sesiz kalmamaktadır. Dünyada tüm kadınlar tarafından kabul görüldüğü gibi, kadınların haykırışıda oldu, Jin jiyan azadi. Ve 21. yüzyılın temel sloganı olarak benimsenmiştır.

Yine bir 25 Kasım – kadına yönelik şiddete karşı ulusal mücadele gününü karşılamaktayız. Mirabel kardeşlerden, Gülistan Doku, Deniz Poyraz, Firides Babat ve Jina Amini kadar uzanan kadınları anarak kadınların hedef alınmadığı, taciz ve tecavüzsüz geçmediği bir gün olmadığını hatırlama ihtiyacı duyuyoruz. Devletin özel savaş aygıtları ve zorakı gücü Polis, İstihbarat, ordu vb. kadın karşıtı bir politika yürütmektedirler. Devletin temelinde kadın karşıtliğı mevcut olmakta. Dolaysıyla güç özgüce dayanmadığı temelde halka karşı çevirilmiş bir silah potansiyelinde olacaktır. Kadın savunmasız bırakılmıştır.

Neoliberalizm çağında, kadın karşıtı savaş, yeni bir aşamaya giriş yapmaktadır. Ataerkil ve devletçi iktidarcı sistem kendine yeni iktidar alanları oluşturmakta ve böylelikle kadını ötekileştiren, biyolojiye indirgeyen eğilim hakim kılınmak istenmektedir. Hukuksal eşitlik ve cinsel özgürlük tanarak var olan düzen değişmiyeceğini 20. Yüzyılın önemli bir deneyimi olarak ortaya çıktı. Sistem reformla düzelme şansını çoktan yitirmiştir. Böylesiyle örgütlük daha çok önem kazanıyor. Dolaysıyla özgün örgütlülük kurumsallaştırarak, erkeğin iktidar alanını daraltmak mümkündür.
Tarihi hafızadan yararlanarak gecmiş denyimlerden ders çıkarmak devrimci hareketler için her zaman önemli bir faktor olmuştur. Özellikle sistem karşıtı hareketler için bu bir nevi bir ön şarttır.
Mücadele örgütlü ve bütünlüklü olmadığı sürece yenilmeye mahkumdur. Sürecin akışını doğru okumak, değerlendirmek ve ortak bir eylem çizgisini belirtmek gerekli. Böylelikle sürece yön belirleyecek ve rota verecek kadındır.
Yaşamın yaratıcı gücü olan kadın hakikatini yitirmiş bir varlik olarak kölelik kodları yıkarak, erkek egemenliğe karşı kılıcını çekmeye başlamıştır.